25 Şubat 2013 Pazartesi

ÜÇ NOKTA



Karşımda yuvarlak,  eliptik yapıda tombik dünya bana avuçlarının içinden ateş topu fırlatır gibi sıkıntılar yollamaktan hiç vazgeçmiyor. Arada bir durduğunda ise ; bunun  bana acıdığı için mi yoksa daha büyüğünü yollayacağı  fırtına öncesi sessizliği midir bilinmez, kısacık bir soluklanma bahşeder işte bize. Dünyanın da olayı da budur zaten. Zorlukkolaylıkkolaylıkzorlukkolaylıkkolaylıkzorluk…ÖLÜM.(tek nokta) bu dünyayı noktalayan bir nokta. Devam olmayan 2 noktası eksik tek nokta.
Zahire takılıp kalmada üstümüze yok.  Hep görünenle uğraşmaktan bir adım öteye  gitmeye cesaret edemiyor oluşumuz , modern zamanın ‘advertisement’ dünyasının, bize  uyguladığı dayatmaları kayıtsız şartsız kabul edişimizden midir? Bilmem,  belki…
Oturduğumuz sıcacık yuvamızdan 2 sıkıntı görünce sanki tombik dünyayı sırtımıza koymuşlar gibi sızlanmalar neden?   Çöl sıcağı altında  gövdesine kaya oturtulan Zat’ın halini  bir nebze de olsun  hissetmenin verdiği  mutluluğu neden çok görüyoruz ? Emmare’mizi şişirmeye doyamadık gitti.
Şişkin benliklerimiz kapılardan geçemez oldu. Vücut  obezliği yanında nefis obezliği yaşıyor günümün insanı. En  büyük diyeti  en yağsız, en tuzsuz olanı  yazıyor manevi doktorlarımız  reçetemize. Ama biz beceriksiz eczacı gibi doktorun yazısını okumakta güçlük çekiyoruz.  Manevi diyet, manevi ilaç fayda etmez oldu bu hallerimize kullanım talimatına uymadığımızdan olsa gerek.
Kendimize buğz etmeleri bir kenara bırakıp  ‘vardır bir hayır’ deyip devam edelim öyleyse tombik dünyayla tombikleşmeden rejimimize. Eh fit kalmak önemli tabi maddi, manevi.

nefes al nefes ver nefes al nefes  ver me ver me ver me ver me 2 dakika verme.  tüm kilolar elveda! tek nokta.

24 Şubat 2013 Pazar

ZM / Put

"ibrâhîm, içimdeki putları devir
elindeki baltayla, kırılan putların yerine, yenilerini koyan kim?"

Asaf Halet Çelebi
 
kendilerini onlara vaad edilen cennetle avutanlara/teskin edenlere avam gözüyle bakıyorlar.
onlara altlarından ırmaklar akan cennet vaad eden'i yalanlıyorlar. fakir avuntusu edip, beşeri icatlardan sayıyorlar herbirini.

saysınlar.

sorsanız herbirinin içlerinde ömürlerince arayıp bulamadıkları huzuru(!) dayayıp döşedikleri, mekanları, odaları, adaları, landları vardır.

onları haz ve zevkten az-haber, koca bir yaşamı "öbürdünya" beklentisinde, koca bir dünyanın zevklerini heba ediyor gözüyle görüp, alay ediyorlar.

etsinler.

onlara göğüsleri tomurcuklanmamış, iri gözlü, yalnız onlara bakan, kendi yaşıtı kızlar vaad edeni de alay ediyorlar.

edemezler..

aptallar. aptallar. varsın bir bok olamayayım, sap duramayayım bu dünyaya, hepsini aşağı'dan görüyorum.

*

sorsanız, ah bir girebilseniz o erkek gözlerinden içeri, ne kadınların vücutları doludur iç'leri. fransız tavırlı, rus şehvetli, kuzey evropa kadınlarının doku torbası bedenleri. ah o bir çoğunun o güdük bedenlerinin ne hülyalarla parıldar gözleri. doymaz resim/videolarla birikmiş/kokuşmuş aç gözleri de, en heveskar gözlerle soyarlar el-alemde ortalık kızlarını.

deyiniz bana. deyiniz. ey kadınperestler; vücutperestler; putperestler deyiniz. ah o "bir dünyabedenleri"nizin kadından başka oyuncağı var mı. ah sizi gidi siziler, o billur ruhlarınızı(!) latif etmeye(!) kadından daha güzel oyuncak var mı. bakıp pür-i arzu, ebleh suratlarınıza da gülsünler halinize şeytan'ın kızları.

ha-ha!

madem öyle, madem aç gözlerinizin en heveskarane düşü bu, o halde niçin bok atarsınız size vaad edilen cennet'e, hurikızlara. arapçasını sevmiyorsunuz diye mi düşlerinizin.

*

yaksın 1 tasdikin hazımsızlığının acısı, hala, içimi
büyütsün gediği daha, acınası gölge kibir bir daha
yeis'e düştüm, mahva düştüm, af'fa mazhar olamadım
ama susulur mu, hiç susulur mu, hem hiç sormazlar mı adama?

haset ettim. nefret ettim. lanet ettim. sonra da tutup İsmet Özel'i taklit ettim.


2012, şubat 23.

20 Şubat 2013 Çarşamba

Sus


Beni hep bu sesler mahvetti
En çok da iç sesim..
Susmak asil bir eylemdir çoğunluk onu bir hareket bile saymazken.
Susmak, düşündüklerini korumaktır beyninin içinde. Çoğunluğun harcamasına izin vermeden muhafaza etmektir susmak.
Öyle bir susmak ki konuştuğun da herkesi susturabilmek...
Çünkü sen kelimeleri israf etmediğin için onların kıymeti siner üstüne; kıymetlenirsin sustukça ve her konuşmanda.
Bilirsin hallolmuyor hiçbir şey konuşarak hal ile olmayınca.
Ve bilirsin karşındaki sadece bir insandır. 
Zaten bir insan olduğunu bilirsen karşındakinin konuşmayı dahi lüzumsuz görürsün kendince. Çünkü bilirsin ne konuşursan konuş diğer kulağından çıkacaktır insanoğlunun.

Fakat elbette ki konuşularak halledilir bazı şeyler...
Hem zaten ben konuşmayın demiyorum ki konuşun
ama
susun da.

14 Şubat 2013 Perşembe

SEN


SEN



sen sen derken sen oldu bilinen bütün sözcükler
bilirlermiş de meğer gizlenmiş benden sözlükler

bastığın yerlerde dur zihnime kazı her anı 
sevmek de sevilmek de soyundu anlamlarını

zamanı giydirmişler sana üst üste mekanla
çıkarıp soysam desem geri giyersin zamanla

aşktan mürekkep terin tenine gizlenmiş ismin
yaksam değer güneşler bir katrecik terin için

bütün alem haberdar sende neler neler saklı
sen sandığım kelime kainat kadar anlamlı

10 Şubat 2013 Pazar

çekilmemiş film replikleri -iki-














- sigara kullanıyor musun?
+ evet sigarayı kullanıyorum, duygularıyla oynuyorum.


29 Ocak 2013 Salı

çekilmemiş film replikleri













- sigara içiyor musun?
+ evet, ama içime çekmiyorum.
- neden?
+ çünkü içime çekersem aşık olurum.

28 Ocak 2013 Pazartesi

Tabii ki


senle ben, dediğin nedir bilinen
ufacık sobacık, kaşıklar, bir ev
başımız girerse ölür direnen
olmasa şiir de fuzuli türev
.

13 Ocak 2013 Pazar

eddie murphy

Mimikleriniz bu kadar kuvvetliyse konuşarak gürültü etmenize gerek yoktur.

10 Ocak 2013 Perşembe

KALK KUDÜS'E GİDELİM SEVGİLİM

Bazı şehirleri özlemek, tek gözlü bir odaya toplaşıp, annenin yaptığı sıcak tarhana çorbasıyla ısınmayı özlemek gibidir.
 O şehirlerin sokakları,annenin ellerine benzer.Ağrıdan çatlayacak gibi duran alnını okşar durur gecenin bir yarısında. Annelerin duası varsa, şehirlerin de duası vardır mırıldanıp durduğu.
 Bu başağrılarım beni öldürecek biliyor musun?
 Kalk Kudüs'e gidelim sevgilim. Tanrı şehrine gidelim.
 Tanrı bizi gözetsin, korusun, kollasın Kudüs hatırına.Kalbimizin ağrısı, başımızın ağrısı, ruhumuzun ağrısı hafiflesin şehre yaklaştıkça.
 Tarhana çorbası içer gibi içimize çekelim, gökyüzünde yaratılıp, yeryüzüne indirilen bu şehrin sokaklarını. Kudüs'ün bulutlarından tesbih yapıp 'Subhanallah' çekelim.
 Peygamber sükunetine erelim şehrin sokaklarında. Tur'a çıkalım. Bağıralım, boğazımızı  yırtarcasına; "Rabbimiz biz de aşk ehliyiz bize de yüzünü göster!"
 Tur Dağı paramparça olsun, kalbimiz paramparça olsun  aşktan.
 Kalk Kudüs'e gidelim sevgilim.
 Meryem sırtını o ağacın gövdesine yaslayıp, bir intifada doğursun.Alnında biriken terleri silelim. Ellerinden sıkıca tutalım.Rabbimiz kuruyan ağacın dallarına meyve versin.
 Yahya peygamberin yanında büyüsün çocuklar. Elleri taş tutacak yaşa gelsin. Kalpleri aşk tutacak yaşa.
 Sokaklarına atalım kendimizi. Adımızı söyleyelim kontrol noktalarında. Horlanalım, ezilelim, bekleyelim saatlerce. Vazgeçmeyelim inatla.
 Kalk Kudüs'e gidelim sevgilim.
 Çöp bidonlarının arasında dolaşalım. Bak şu küçük çocuk var ya vuracaklar onu! Hani babasının arkasında duran. Başını babasının sırtına dayayan çocuk. İşte o! Vuracaklar birazdan onu. Çöp bidonlarının arasında dolaşalım. Endişe etme çocukların kalbine değen kurşunlar sekmezler hiçbir yere.
 Mescide gidelim. Yıkılacaksa üzerimize yıkılsın boşver. Sen elimi sıkı tut korkma.
 Mescide gidelim Bir bayram namazı kılalım şehirle birlikte. Zekeriyya'nın yanında saf tutalım. Ve Musa'nın ve İsa'nın ve Yakub'un. Bekle birazdan Ömer de gelir buralara.
Şu  beyaz sakallı adamı görüyor musun? İşte onun tekerlekli sandalyesini itelim birlikte. Nereye gitmek istiyorsa oraya. Hayfa'dan aldığımız portakalları ikram edelim, o çok sever.
 Birlikte Zeytindağı'na çıkalım, şehre bakalım doya doya.
 Kalk Kudüs'e gidelim sevgilim.
 Tanrı  bizi gözetsin, korusun, kollasın, Kudüs hatırına. Kalbimizin ağrısı, başımızın ağrısı, ruhumuzun ağrısı hafiflesin şehre yaklaştıkça.
(BİR ADAM GİRDİ ŞEHRE KOŞARAK/TARIK TUFAN)

16 Aralık 2012 Pazar

keşke...


uyusam bir uyansam 3 yaşımda olsam annem babamla evli olsa evimiz pazarbaşında olsa gülderen teyze komşumuz olsa öğlenleri çaya çağırsa dayımlar üst sokakta otursa babam bize bisiklet alamasa annemden habersiz halamlara gitsem dönünce dayak yesem abim bana tavşanlı makas alsa kavga edince geri alsa ekmek almaya gidip tipitip alsam anneme evde buldum desem annem yutmasa çorapsız geziyorum diye babama gammazlansam ablam kevser suresini ezberletse babam elifbayı öğretse o yazlık eve tatile gitsek büşra orada emeklese buruş yumuk yüzünün fotoğrafını çeksek bilal çişini kaçırsa sokaktan küfür öğrensem abim annemden korusa babam eve iş getirse yetiştirmeye çalışsak komşular yardıma gelse agah abi özalın resmini çizse biz kütüphanesini karıştırsak abimle rekorlar kitabını indirip en uzun bıyıklı adamı bulsak halam çay tabağından çay içirse melek ablam saçlarımı tarasa beni parka götürse yaşar abim abimi ağlatsa eniştem söylenip dursa teyzem mavi trene binip konyadan gelse valizinden hediyeler çıksa üsküdara yürüsek kanaatten dondurma yesek kız kulesinin karşısında çekirdek çitlesek üsküdar saçma karman olmasa çarşı cıvıl cıvıl olsa ibrahim amca ölmese ismaille selman kanka olmasa beni de aralarına alsalar çift kale maç yapsak abim beni taraftar yapmasa bir kere de kaleci olsam dedemin saçları gri olsa beni okula bıraksa kestirmeden gitsek ben ona yetişmek için koşsam abim tenefüste bahçeye çıkarsa 4. sınıflarla yakalamaç oynasam yere düşmesem çenem yarılmasa 4 dikiş atmasalar okul dönüşü tülay benimle yürüse doğum günüme gelseler bir kere doğum günü yapsak babamdan atari istemesem babam atari almasa babam hiç kızmasa annem üzülmese ablam ağlamasa bir süt abim olmasa salih adını duymasam 14 yaşım gelmese doğuştan çirkin olsam babam anneme dönse kimseye yoldaş olmasam b alfabeden silinse adım meryem olmasa meryemleşmesem meryemce işler gelmese başıma meryem orucu tutmasam iftira olmasa iftiranın kökü kurusa iftira suya düşüp boğulsa meryem olmayı bilmeyen sussa.


2 Aralık 2012 Pazar

huzur...

Bütün dünyayı görüyorum ben buradan..
Kocaman ışıltılı tepeler,
Ve aralarından geçen gemiler...
Ezan sesi geliyor her taraftan...
Ruhum dinleniyor diyeceğim ama,
Düşünüyorum da hiç de öyle değil..
Yağmur da yağıyor bir yandan,
Her damla yalnız göğün içinde,
Sonradan birleşiyor,
Toprağa can oluyorlar...
Gece, ne kadar siyah...

30 Kasım 2012 Cuma

sesin tersi















ben bugün bir ses duydum.
bir kulağımdan girip,
diğerinden çıkmayan.

bir ses duydum
kelimeleri baştan okutup,
kalemi tekrar yazdıran.

ses duydum.
duymadığım her gün için
sağ kulağımı çınlatan.


-bir ses-
kilometrelerce uzaktan
gönlüme kayıt yaptıran.

-ses-
tersten okunduğunda ve
yazıldığında aynı kalan.


duydum,
bugün ve bundan sonraki hayatımda,
unutulması mümkün olmayan.





15 Kasım 2012 Perşembe

YENİ YILIN KUTLU OLSUN GAZZE!

 
Bir yıl başı gelir noelsiz, babasız, ışıltısız, partisiz, alkolsüz bir yılbaşı... mütevazidir bizim yılbaşımız gösterişi yoktur müslüman ülkelerde sessiz sedasız gelir, geçer Hicri'dir. Kameri'dir.


Hicretin mütevaziliğini, sıkıntısını taşır üstünde. Hicret kadar zor günler yaşanıyor yine...  ve birileri kutluyor bunu  Mekkeli müşriklerden daha zalimce.

Gökyüzünde gösteri var.Büyük gösteri... Havai fişek değil bunlar, savaş uçaklarının bomba gösterisi yeryüzünü ışıl ışıl aydınlatırken, beraberinde yakıp kavuran... evleri, insanları ve yürekleri...

Dünya öyle sessiz ki bu gece sadece bomba sesleri duyulamakta.Sen olmasaydın olmazdık diye onkasımlarda sosyal medyada kıyamet koparanlar suskun, Elimize bayrakları alıp Fatih Camii avlusunda toplanıp 2 slogan atıp eve gidip yorganını çekip, sıcak yatağına girip uyurken Gazze üstünde ateş yorganlarıyla yanıp kavrulmada. Filistin sen kar toprağı, yoğur gazabını Yaradan'ın...

Haberler'de manşet '!srail Gazze'yi vurdu.' 'Diyanet İşleri Baaşkanı hicri yılımızı kutladı!... Muharrem içinde bir Kerbela daha mı görmeli bu ümmet, bir vahşet bir yıkım daha. Biz ise seyirci.Ahmet el-Caberi gibi Furkan gibi olamadıktan sonra nerde bizim cihad ruhumuz?


Dünya'nın çıtı çıkmamakta. Bir-leşmiş milletler kulağına pamuk tıkamış. Selman Esmerer bizim de hislerimize tercüman olarak 'Hayvanların haklarını bile koruyorsunuz, neden Filistin konusunda ses çıkarmıyorsunuz? Filistinliler Müslüman diye mi seyrediyorsunuz?'' diye sesleniyor  duyurmak çabasıyla.
 
'Zalimler için yaşasın cehennem' sözleriyle içimizi rahatlatırken oturduğumuz yerden; kaçarken müslüman kardeşine karşı sorumluluğumuzdan bir gün ister istemez karşısında olacağız kaçtıklarımızın. Dua et! o gün mahşer olmasın. Tüm Mazlum müslüman kardeşlerimizle birlikte aminlerde buluşmak dileğiyle bir duada...
                                                           ***


1 Muharrem 1434'e Gül kokulu bir sesleniş:

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

Allah(C.C) Efendimiz Muhammed (SAV) aline ve ashabına salatü selam eylesin! Sen ebedisin, Kadimsin, Evvelsin.Fazlu ihsanın çok yücedir. Herşeyi kaplayan ve herşeyin sığınağı olan, cömertliğin çok yücedir. Yeni yıl gelmiş bulunuyor. Bu sene içinde bizi şeytandan. Onun dostlarından ve ordularından korumanı istiyoruz.....(Dualar veZikirler  s.107Mahmut Sami Ramazanoğlu-Erkam Yay.)

 

 

Duygu Durum Bozuklukları


Hiçbir şey olmadığını hissettiğin zamanlarda hiçbir şey yapmak istememek ve hayatının hiçlerle dolu olması nasıl da komik bir şey... Her şey herhangi bir şeyse senin hiçbir şey olamaman nasıl bir paradoks? Yine böyle saçma şeyler düşündürten bu duygu bozukluğunun farkında olsa da insan yine de böyle saçma şeyler düşünmeye devam ediyor ya hani o da ayrı bir paradoks. Hayatın paradoks ve şeylerle dolu olduğu bir an ya da anlar sıkça nasıl yaşanabilir? Sürekli birbirine çıkan şeyler değil mi bu şeyler? Bu şeyleri yaşadıkça duygu bozuklukları, duygu bozuklukları oldukça bu şeyler...
 Kurtulmak isteyenler var hep bu şeylerden bir de kabullenenler. Acaba hangisi daha salak, hangisi daha cesur, hangisi daha akıllı... Düşünüyor insan en başta neden düşülür bu paradoksun içine? Çıkar yolları var elbet bilindik günümüz güncel psikolojisinde sanata yönelmek, hobilerle uğraşmak, yoksa eğer hobi bulmak kişiliğine uygun şekilde... Kabullenmek bir çözüm mü diye düşündüğün zaman yine insanın karakterine uyan bir durumsa mesela gizemi ve acı çekmeyi seven, bu duygularla bu durumlarla yaşayabilen insanlar için evet bir çözüm.
 Normal diye tabir edilen durumlar incelendiğinde sadece yaşamak için çalışmak, iş yapmak olduğu görülür bana göre. Hayatta amaçlar vardır ve bu amaçlar hep zordur, ulaşılması güçtür. Tüm bunlara erişebilmek için önce hayatta kalmak lazımdır. Bunun için para ve sonuç olarak iş... Normal durumları böyle değerlendiriyorsak yani hayatın büyük bir bölümü amaca ulaşmak için hayatta kalabilme çabalarıyla geçiyorsa bu zaten kabullenmesi zor olan bir durum değil midir? Yaşamak, sadece yaşayabilmek her insanın doğal, anayasal, tanrısal ve birçok yönden sadece "hakkı" değil midir? Bu noktada isyana sürüklendiğinde insan döneriz yine o şeylere... Yine paradoksa… Bu normalite içerisinde uyur insan, dünyanın büyük bir kısmının yaptığı gibi ki aslında kafayı yememenin de bir yoludur bu, en başta gözlerini ve kulaklarını, iyice incelendiğinde de beynini kapatmıştır. Görmez, duymaz ve en sonunda hissetmemeye başlar...
 Acı, güzellik, yemek yeme zevki, hayatının paylaşıldığı eş... Bu kavramlar hayatta kalma süreci içerisindeki insanın doğal kavramlarıdır, eksikliğinde sadece şaşkınlık hissederler. Anlam veremezler. Ama dışarıdan bakıldığında fazla derinlerine inilmeden mutludur onlar... Mutlu bir aileleri, güzel akşam yemekleri, derslerinde başarılı çocukları vardır... Güzel görünürler.
 Paradoksa düşen insanlarla, normal diye tabir ettiğimiz insanlar karşılaştırıldığında iki tarafın da aslında normal olmadığını düşünür birçoğumuzda. Oysa insan dünyadaki diğer canlı varlıklardan bir yönü ile ayrılır o da düşünebilmesidir. İki ayrı paragrafta iki farklı canlı anlatıldı dolayısı ile düşünen insan, düşünmeyen insan.
 Şimdi tekrar inceleyelim; yaşamın doğal hakkı olduğunu savunan ve bunun farkında olan, bunun için savaşmanın gereksiz olduğunu, çalışmanın gereksiz olduğunu düşünen, düşünebilen insanlar paradoksta, düşünmeyenler ise uykuda... Seçim sizindir... Tüm bunların çözümü de yazıda da hiç geçmediği gibi hayata geliş amacıdır. Bunu bulan, bunu çözen insan, aklının da yardımıyla güzel uykusuna olması gerektiği yerden devam edecektir. Her insanın biraz uykuya ihtiyacı vardır, uyumalıdır da. Ama uyunması gereken süreç ve görülecek rüyalar insanın elindedir.

14 Kasım 2012 Çarşamba

Vahamet Çökünce



 bu şiirde kayboluyor hissim
 sırtıma yük yapan korkularımı almışım
 gözlerim yaşla dolu
 yürüyorum
 zorla bu yolu
 ne korkusu!
 geçmiyor ki, ürküyorum
 korkum çok, arttı
 huzuru arıyorum
 rüyalarım sürüyor
 ona yoruyorum
 gel diyor bir kez
 ben susuyorum.

-Sena-

Nazire yapan dostlarım hep var olsun diye de dua ettim kendime.

12 Kasım 2012 Pazartesi

Zulmet Çökünce



bu şehirde kayboluyor ismim
sırtıma tüm savaş çocuklarını almışım
ceplerim taşla dolu
yürüyorum
sonra bu koku
kan kokusu
geçmiyor ki, üşüyorum
dengem yok artık
ışığı arıyorum
adımlarım büyüyor
sana koşuyorum
seni diyor herkes
ben susuyorum

8 Kasım 2012 Perşembe

'Kün'

2  ahiret yolcusu; biri seksensekiz diğeri seksenbeş yaşında,  uzun zamandır devam eden bir yoldaşlık,  arada bir sıla-i rahimle giderilen özlemler...  Aynı köyde yaşamalarına rağmen  yaşlarının getirdiği imkansızlıklar nedeniyle,  bayramdan bayrama birbiriyle görüşmek zorunda kalan, dünyanın tüm çilelerini çekmiş biri sekiz diğeri altı çocuk  annesi iki kadın. Artık ayrılma vakti, biri sağlık problemleri sebebiyle terketmekte köyü.  Bir veda sahnesi yürekleri parçalayan:  ölürsek bir daha görüşemeyiz diye titrek ellerini öylece bir  sıkış, öylece bir sarılma. 'Ölüm gelir de  bir daha görüşemezsek bu dünyada' düşüncesini iliklerinde hissetmenin ne demek olduğunu bilen iki kadın... Ölmeyi bu kadar yakınında hisseden, oturup  hergün  Azrail'i odalarında bekleyen iki kadın...
                                                        ***************************

Hak Teala Azrail'e:
- Ey üstün melek! diye buyurdu. "Sen bu kederli dertli insanlardan canını alırken en çok kime acırsın?"
Azrail:
"Canlarını aldığım insanların hepsine acırım! Fakat Allah'ın emrini ihlal etmekten çok korkarım! Hatta canını almak istediğim gence o kadar acırım da; keşke Allah, onun yerine beni kurban etseydi!" dediğim bile olur.
Bir gün bir gemi coşup köpüren, kuduran dalgalar arasında bocalarken emir aldım, gemiyi paramparça ettim. Allah'ım  O gün Sen bana :
"Gemidekilerin hepsinin canlarını al!" diye buyurdun. "Yalnız, yolcular arasında bulunan bir kadınla bir çocuğun canlarını alma; onları bırak!" dedin!
Her ikisi de bir tahta parçasının üzerinde aciz bir halde kalmışlardı. Azgın ve hırçın dalgalar, o tahtayı sürüp götürmede idi.
Derken:
"Anasının da canını al!" diye emrettin. 'KÜN:OL' emrine uy da, çocuğu yapayalnız bırak!" buyurdun.
Çocuğu anasından ayırdım; ama Allah'ım sen de bilirsin ki bu bana pek acı geldi!
Vazife gereği ben çok acı yasların feryatları,ahları içinde kalmışımdır. Fakat o çocuğun kalbimi yakışı hiç aklımdan çıkmadı...(Mesnevi c:6 beyt: 4797-4805)

Bir mürşidin sözleri çınladı kulaklarımda,
'Ölümler kelimesiz dersler.. duygulu, hassas insanlara  en etkili hatiplerden daha  mükemmel, ibret, hakikat ve  hikmet gösterirler.'
  Ve bir ayet  Sure-i Mülk'ten :
"O hanginizin daha güzel davranacağını denemek için  ölüm ve hayatı yaratmıştır." ve "Nerde olursanız olun ölüm size ulaşır!"... (en-Nisa 78)

23 Ekim 2012 Salı

İsmail Bedelinde Kurban


İsmail'in kurban edilişi, temsili
"Bu İbrahim’in dinidir; kana susamış tanrıların, mazoşistlerin ve işkencecilerin değil. insanın mükemmelliğe ulaşmasının, bencillikten ve hayvani arzularından kurtulmasının hikayesidir yaşanan. insanın daha ulvi bir makama ve aşka ve bilinçli bir insan olarak sorumluluklarını yerine getirmesine engel olacak her şeyden azade olduğu bir iradeye yükselişidir...

Hikaye, bir koçun kurban edilişiyle sona eriyor. Bu, Yüce Allah'ın tarihin en büyük insan trajedisinin sonuna ilişkin dileğidir - birkaç aç insanı doyurmak için bir koç kurban etmek.
Sen de İbrahim gibi kendi İsmail’ini getirmelisin Mina'ya. Senin İsmail’in kim? Ancak sen bilebilirsin, başkası değil. Belki eşin, işin, yeteneğin, gücün, cinsiyetin, statün vs. Ne olduğunu bilmiyorum, ama İbrahim’in İsmail’i sevdiği kadar sevdiğin bir şey olmalı. Senin özgürlüğünden çalan, görevlerini yerine getirmeni engelleyen, seni eğlendiren, hakikati duymaktan ve bilmekten alıkoyan, sorumluluk kabul etmektense meşrulaştırıcı sebepler ürettiren ve seni sadece gelecekte senden gelecek yardım için destekleyen ne varsa; işte bunlar onun işaretlerindendir. Onu arayıp bulmalısın. Eğer Allah'a yaklaşmak istiyorsan, İsmail’i Mina'da kurban etmen gerek.

 
İsmail’in yerine geçecek koçu (fidye) sen tespit etme, bırak Allah sana yardım etsin ve bir hediye olarak göndersin. O, koçu ancak bu şekilde kurban olarak kabul eder. Koç ancak İsmail’in bedeli olduğunda kurbandır; yalnızca kurban olsun diye koç boğazlamak ise kasaplıktır."
Ali Şeriati / Hac, Baba Oğul Arasında Konuşma

8 Ekim 2012 Pazartesi

Misafir

"Bütün kadınlar ejderhadır, ejderhalar da kadın." (Ursula K. Le Guin/Tehanu)


Hoş geldiniz! 

Ne iyi ettiniz! Bir manim yoktu. Çok vardı. Lakin diyemedim.

Haber saldınız iyi ki. Pakladım pasaklarımı. Sakladım saçaklarımı.

Üç yumurtayı sütle çırptım, üç yufkayı bölüp attım, yağlı peynirle katıkladım. Yalandan su böreği yaptım.

Bir bardak un ölçtüm. Bir bardak şekere ekledim. Bir litre sütü boca ettim. Yalandan tavukgöğsü yaptım.

Salona koşturdum. Süpürgeyi kuşandım. Pencereleri dayadım. Perdeleri salladım. Tozlara savaş açtım. Uçanı yakaladım, kaçanı kovaladım.

Mavi elbisemi giydim. Gözlerimi sürmeledim. Saçlarımı tutturdum. Yüzüme sevinç kondurdum. Hepinize de yutturdum.

Masam yok, sehpada yersiniz. Vitrinim yok, kitaplığı süzersiniz. Televizyonum yok, beni izlersiniz. Havadisim yok, konuyu siz seçersiniz.

Papris Palas’a gidemedim, dedikodulardan habersizim. Nesst Cafe’de gezemedim, bu ara meteliksizim. Çatmagül’ü seyredemedim, dizilere dirençsizim. Bu arada, suçu neymiş? Bir türlü çözemedim.

Zuhal villaya taşınmış. Merve açılıp, saçılmış. Nadide cipini yenilemiş. İhsan Bey saç ektirmiş. Gül’ün kızı boşanıyormuş. Taci Bey kaşınıyormuş. Bu yaşta ne evliliğiymiş? Allah şaşırtıp, düşürmesinmiş.

Çayınızı tazeleyim mi? Açık doldurayım bari… Bir dilim daha almaz mısınız? Belki çenenizi kaparsınız. İki dakika mola versek? Ezan okunuyor, dinlesek? Anladım, susmayacaksınız. Rüyamda bile hortlayacaksınız.

Yalancı su böreği yaraştı midenize. Yalancı tavukgöğsü kâr etmedi dilinize. Dursun mu bu misafirlik, gözünüze, dizinize?

Güle güle insancıklar! Çok tefekkür ederim. Buyurmayayım işim var, azcık kafamı dinlerim.

Hadi hoş gidin, beş gidin. Yüz gidin, bin gidin. Beni öldü bilin. Hayattan soğuttunuz yemin ederim!


1 Ekim 2012 Pazartesi

Eksik Bi Şey


Söyleyecek çok sözüm var ama kuracak cümlelerim eksik.  İki  satır yanyana gelince dünyanın en eğreti anlamını ifade eder gibi bakıyorlar hislerimle alay edercesine.
‘Bizimle  bunu mu demek istiyorsun? hahaha hadi be ordan sen de! Sen kim yazmak kim?’
 -Susun lütfen kırmayın daha fazla gururumu,  çimlenen cümlelerimden oluşacak paragraflarımı küçümsemeyin . Susun işte!
Kelimelerimi beyin damarlarımdan akıtacak uygun neşter arıyorum ama çok da korkuyorum akacak olandan, içimin dışa sızmasından. Öyleyse neden bu istek?  Bile bile bıçak altına yatılır mı?  Bir türlü uygun kelimeler gelmiyor  ve hezeyanımı susturmak için uygun müziği arıyorum ki kulaklarımı tıkasın duymayayım alay edişlerini. 
Kırgınlığımı kızgınlığımı anlatmak istiyorum işte engel olmayın bana. Anlatmaya çalışıyorum  birilerine, yakınım dediklerime. Ama olmuyor işte istediğim cevaplar yok hiçbirinde, çözümler yok.  Çözüm, cevap aramak da niyeyse? Olmuşsa vardır hayır deyip susabilme olgunluğuna erişememenin  verdiği bir kıvrantı kalbimdeki ve kıvrıldıkça  suyunu boşaltan sünger gibi bir  hüzün akıtma seromonisi gözlerimden.
Sayıp sövesim geldikçe zahirdekilere,  kilit vurma isteği doğuyor dilime ‘Sus ve olana razı ol!’ yap hadi bunu,  kolaysa yapsana! Demesi kolay. Bütün küllendiğini zanettiğin sınanmalarının bir anda   oluşan hava akımıyla yeniden alev alıp kalbini  cayır cayır acıtması. Ey sınanma ateşleri serin ve selametli olun artık! Dayanamıyorum hepinize aynı anda! Hepiniz birden aritmik bir kalbe sebep oluyorsunuz, belki de arkasından iş çevrildiğini sezen bir kızın çatırdamış güven duygusuna, ya da  etrafınca anlaşılamayan, melankolik , soğuk yüzlü donuk bakışlı  ruh buzullaşmasına sebepsiniz. Benim  dünyamda buzullaşma her gün artıyor  balkanlardan hiç sıcak hava alamadım   Sibirya'nın etkisi  geçmek bilmedi işte!
 Elimden düşürmemeye çalıştığım hediyemle dilimden düşürmemeye çalıştığım virdlerimle dayanma çabalarım var işte benim de!  Küreklerimin boşa gitmesi  vesvesem de var bir yanda.  Hep gelgit hep gelgit. En sert şarkılarımı fırlatmak isterdim beni üzenlerin üstüne  Hiroşima  niyetine; ama yapamayacağım ben bunu  Amerika kadar gaddar olup sizi  masum Japon halkı addetmeye hiç niyetim yok O’na havalelerim var bu diyarda görülemeyecek hesaplarım var.
Benden size  bir avuç dua    ile  bir surenin  sıcaklığına bırakıyorum kendimi….
‘1 - Biz senin için (mutluluğun) göğsünü açmadık mı?
2 - Senden yükünü indirmedik mi?
3 - O senin sırtını ezen yükü.
4 - Senin şanını yüceltmedik mi?
5 - Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
6 - Evet, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
7 - O halde boş kaldın mı, yine kalk (başka bir iş ve ibadetle) yorul.
8 - Ancak Rabbine yönel’.