25 Haziran 2013 Salı
karışık çerez
- "saat kaç?" dedi adam.
+ "bilmiyorum, sürekli değişiyor." dedi çocuk.
- "her şeye bir mazeret buluyorsun." dedi anne.
+ "on parmağımda on mazeret var" dedi çocuk.
- "neden yuvaları dişi kuşlar yapar" dedi ayşe.
+ "dişi kuşlar mimardır" dedi ali.
çok
sıkılıyorum
dedi
-limon
- selamun aleyküm
- ve aleyküm selam.
[selam vermek sünnet almak farz, gelsin sevaplar.]
- eller yukarı! bu bir duadır.
3 Haziran 2013 Pazartesi
Taksim ve Pasif Direniş
Takvimler 1917 yılını gösterirken, Hindistan’da Mahatma
Gandhi adında bir adam, İngiliz sömürgeciliğine karşı ilginç bir protesto
başlattı. Başlarda İngilizlerin umurunda bile olmadı bu protesto; Çünkü basit
bir oturma eylemiydi sonuçta ve bir süre sonra etkisi kaybolacaktı. Ne var ki,
işler İngilizlerin umduğu gibi gitmedi. Değişik bir olaydı bu ve gün geçtikçe
bu pasif direnişe katılanların sayısı hızla artıyordu. Önceleri İngiliz
mallarını boykotla başlayan bu pasif direniş, gitgide emperyalistlerin canını
çok daha sıkmaya başladı. Dünyada birçok halk isyanı görülmüştü. Kimisi
başarılı oldu kimisi başarılı olamadı ama hepsinde kan dökülmüştü. Ama burada
tek kurşun bile atılmamıştı ve kimsenin burnu bile kanamamıştı henüz. -Şimdi
burayı iyi okuyun ve neden Gezi Parkı protestolarını Gandhi’nin direnişiyle
örneklendirdiğimi anlayın.- Kurnaz İngilizler bu pasif direnişi provoke etmek
için önüne gelen Hindu’yu öldürmeye başlar. Amaç bir karşı ateş alıp bu
eylemleri silahla dağıtmaya çalışmaktır. Lakin Gandhi akıllı bir adamdır ve
lideri olduğu bu direnişin provoke edilmesine izin vermez, şiddetten kaçınır.
Ama biz Taksim’de bu provokasyonlara izin verdik! Şimdi
sizlere bu olaylar nasıl başladı ve nasıl devam etti kısaca anlatayım. Olaylara
en başından beri tanık olan arkadaşımın anlattıklarından yola çıkıyorum. İlk
başta küçük bir grup oradaki ağaçların sökülmesine karşı tepkisini gayet
masumane bir eylemle gösteriyordu. Basit oturma eylemleri, oradaki ağaçların
altında kitap okuma eylemi gibi… Sonra bu eylemlere polisin orantısız güç
kullanarak müdahale etmeye çalışması işleri çığırından çıkardı. Oradaki
insanlar pasif direnişini koruyamadı ve birkaç gün içinde meydan savaşına
dönüştü bu protestolar. Pasif direniş bozulduktan sonra tepkiler hükümete
döndü. İçlerinde hala bu kışkırtmalara uyulmaması gerektiğini bilenlerde vardı
ama onların çabası yetmedi. Ki sizlerde biliyorsunuz o iyi niyetli eylemcilerin
Akaretler’deki çevre temizliğine katılan, polise taş atan diğer protestoculara
“yapmayın!” diyen insanların olduğunu.
Şimdi bu protestoların nasıl bir anda kanlı eyleme
döndüğünün sebeplerinin yarısını gördük. Bir diğer yarısı var ki bu hepsinden
daha önemli. Başta demiştik ya polis orantısız güç kullandığı için olaylar
büyüdü diye… Polisin orantısız gücünün öncesinde Taksim’deki küçük protestocu
gruptan çok daha küçük başka bir provokasyoncu grup gelip o pasif direniş
esnasında polise taşla sopayla saldırmaya başlar. Asıl ipler burada kopmuştur
aslında. Polisin asıl hatası bu provokasyoncu grupla gerçekten oradaki
ağaçların sökülmesine karşı olan grubu birbirinden ayıt edememesidir. Neticede
kurunun yanında yaşta yandı. Durum böyle olunca bu haksızlığı kendine
yediremeyen insanlar ve onların tepkileri çığ gibi büyüdü. Buna benzer halk
hareketleri manipülasyona açıktır. İstendiği takdirde çok kolay bir şekilde iç
savaşa dönüşebilir. Bahsettiğim provokatörler orada birkaç polisi şehit etse bu
olaylar sadece muhalif kesimle kalmaz, hükümet yanlısı kesimle muhalifleri karşı
karşıya getirir ve asıl o zaman “Türk Baharı”nı yaşarız. O sebepten dolayı
tepkilerimizi şiddete başvurmadan dile getirmeliyiz. Sağduyu, bu tür
manipülasyon tehditlerini engelleyici bir unsurdur. Bunlara çok dikkat
edilmeli.
Şimdi haklıyken
haksız duruma düşen Gezi Parkı direnişçileri mi suçlu, yoksa iyiyle kötüyü
ayırt edemeyen polis mi suçlu? Biz bunları düşüneduralım bu felaketin meyvesini
de provokatörler yesin.
Hepsinden önce acaba şunu düşündük mü? “ Neden bu pasif
direniş provoke edildi?”
Benim canım milletim! Biraz önce Gandhi’nin pasif direnişini
kimler nasıl provoke etmeye çalıştığını ve amaçlarının ne olduğunu anlattım
size. Eğer Taksim’deki pasif direniş aynen devam etseydi bugün Recep Tayyip
Erdoğan çıkıpta demokrasi naraları atamazdı. O insanları “anti demokrat” diye
yaftalayamazdı. Hepsinden önce bu direnişin altından kalkamazdı. Benim şahsi
fikrim o gün pasif direnişi bozan provokatörlerin hükümet eliyle
desteklendiğidir. Katılırsınız ya da katılmazsınız size kalmış. Yalnız şunu
bilmekte fayda var ki; Eğer küçük esnaftan topladığı eşek yüküyle vergi ve o
vergileri ödeyemediği için tonlarca faiz bindirdiği paraları “yetim malı” diye
adlandıran bir başbakan olsaydınız, büyük şirketlere ve holding patronlarıyla
kanka olup, burjuvazinin önünü açıp, işçinin sosyal hakkını elinden alıp, günde
10 – 12 saat mesai yaptırıp, yaşama hakkı bırakmadıysanız sizde o pasif
direnişten korkardınız. Çünkü sizde bilirdiniz ki şiddetsiz tepki en masum
tepkidir ve indiremeyeceği zalim yoktur. Bana istediğiniz kadar “pis komünist,
lanet solcu” diyebilirsiniz. Ama size yıllardır ideolojilerin topluma olan
zararlı etkileriyle uğraştığımı bildireyim. Ben komünizm, sosyalizm, kapitalizm
vs. her türlü ideolojinin bir araç olduğunu ve ideolojik çatışmalardan doğan
kaosun rant elde etmek için eşsiz bir silah olduğunu anlattım şimdiye kadar. O
yüzden Size cevap olarak ancak “Ne sağcıyım ne solcu, futbolcuyum futbolcu!”
diyebilirim.
Dipnot: Hegel’in Diyalektiğini hatırlayın:
Tez: Pasif direniş
Antitez: provokasyon
Sentez (işin kaymağı): kaos ortamı ve sevgili başbakanımızın
elde ettiği rant!
1 Haziran 2013 Cumartesi
Mesafe
olurda birini görürde seversen,
sakın arkasından gitme,
yüzüne bakma ve konuşmaya çalışma.
karnında kelebeklerin uçuştuğunu hissedersen,
lepidopteroloji uzmanına git,
bilip de acı çekme bilmeyip de acı çekmekten beterdir, çünkü gördüğün kişi sevdiğin kişi asla olamaz!
"mutlu olmak için başkalarıyla fazla ilgilenmemek gerekir,
bunun üzerine çıkış yolları kapanır"
ve unutma büyük şairler hep uzak mesafeden sevmiştir.
Not: sayın görülen kişi "birine verilicek sevgin yoksa,
ona ümit dolu gözlerle bakma".
30 Mayıs 2013 Perşembe
finaller kadir kıymet bilmiyor anne
okula kem düşende
hocaya daş düşende
ruhum yerinden oynar
notuma F düşende
bu gala daşlı gala
çıngıllı daşlı gala
korkıram A gelmeye
gözlerim yaşlı gala
sınavlar olmayaydı
şarkılar baymayaydı
ne finalim ne bütüm
heç biri olmaydı
bu gala daşlı gala
çıngıllı daşlı gala
korkıram A gelmeye
gözlerim yaşlı gala
yov yov.
nafile filintalar, 2013
orhan gencebay binerken arka kapıdan inilmez kaptan.
http://www.youtube.com/watch?v=F0TVreXkxlg
hocaya daş düşende
ruhum yerinden oynar
notuma F düşende
bu gala daşlı gala
çıngıllı daşlı gala
korkıram A gelmeye
gözlerim yaşlı gala
sınavlar olmayaydı
şarkılar baymayaydı
ne finalim ne bütüm
heç biri olmaydı
bu gala daşlı gala
çıngıllı daşlı gala
korkıram A gelmeye
gözlerim yaşlı gala
yov yov.
nafile filintalar, 2013
orhan gencebay binerken arka kapıdan inilmez kaptan.
http://www.youtube.com/watch?v=F0TVreXkxlg
19 Mayıs 2013 Pazar
Toprak
![]() |
| temsili; cenin uykusunda bekleyen tohum. |
Ama yanıldım. Çünkü toprağın değiştirilemez, o sert gücünü yıllarca yok saydım. Toprağı ve mahiyetini öğrenemedim. Mütevazı, kararlı ve yerli yerinde, hiç sağlam olamadım, duramadım. Çünkü hassas, zayıf ve salaktım.
Topraktan yaratıldım, pişmiş çamurdan; Alak! Ama ben başlamam gereken ilk yeri bilememişim. Toprağa baksaydım hikâyemi görecektim, aslımı ve mahiyetimi. Ama ben tüm bu zamanın veletleri gibi ateşe, ateşten yaratılana içten içe imrendikleri gibi göz diktim. Ukdeli bakışlar parlattım gözlerimde. Yetmedi içimdeki ateşi ayan ettim, uzağımdaki alevlere imrenip içimde kara ateşler büyüttüm. Kara ateşi, ah o çaresiz kıskançlığımı.
Su’yum geldi imdada ama buharlaşıp uçtu o da. Hava’mda yeller esti ama o da serinletemedi. İçimi serinletecek tek bir şey bulamadım.
Bir türlü patlayamamış, hala cenin uykusunda bekleyen tohumum; filizlenmeni, yeşillenmeni beklemiyorum artık. Ağaç olman gibi bir düşüm de yok. İstersen o mahiyetini bir türlü anlayamadığım toprağın altında sonsuza kadar kal. Belki gübre olursun.
Şeytanın dahi çamur diye horladığı, kendi ateşinin yanında çorak ve değersiz gördüğü mahiyetim, seni anlayamadığım müddetçe bir .ok olmayacak benden.
Toprağın çorak’sa, suyun az’sa ve havadan, güneşten yana nasibin kesikse ve ateş’lere atılamayacak kadar aşktan uzaksan sakın ağaç olma düşü kurma içinde.
Yakınmayı kes ve sonsuza kadar bekle içinde. Çorak toprağının, memleketinin ve de içinin, içinde. Seni ol(a)madığınla sınayan, belki de toprağın mahiyetini anla diye toğrağa gömen Zat’ının izzetine.
*
Ah.. Aklıma dindar ama çorak gençlerin pek sevdiği, ah benim de ufakken sevdiğim Necip Fazıl mısrası düştü, şaka gibi, inadına düştü şimdi.
Google’den bulup, iğneleyelim güzelce;
Tüm bu mızılamalara Necip Bey’in o kendinden pek bir emin sesi, tane tane söylüyor;
Tohum saç,
bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
*
Kendi’mi, ben’imden başka acıtacak; yoktu iç’imde.
*
Kendi’mi, ben’imden başka acıtacak; yoktu iç’imde.
2013, Mayıs
19.
Gece.16 Mayıs 2013 Perşembe
Nirengi
türbülansa girsem elimde karizantemlerçıkaracak sen misin beni rüveyda
bilmem sana ne kadar mühlet versem
takvimler şah-mat, hiç olur vefa
müsait bir türbülans ve karizantemler
kuru üzüm yersen güneş doğarken
zihninde yer eder, yarin sureti
unuttu, unutcak, unutur derken
aya hüzün kalır tek mahareti
güneş doğar kuru üzüm yersen
kişi başıma düştükçe gelir giderim
yolunu gözlemekten hasılam şaştı
dünya mı ay mı karar verirsen
üstü açık atımla gelir alırım.
sonsuz mutluluk kısa bir soluk
11 Mayıs 2013 Cumartesi
Hay bin Yakzan ve Robinson Crusoe
Hay ve
Robinson, ölüm tehlikesi atlatıp, bir kurtuluş olarak ıssız adaya düşen iki ayrı
insan. Doğaya, kendilerine, insanlara
karşı tavırları; düşünceleri, inançları, soruları, değerleri birbirinden çokça farklı
iki insan, iki dünya, iki farklı medeniyet..
Hay Doğu, Robinson Batı..
Hay, ıssız
adaya geldiğinde yanında hiçbir şey yoktur; tecrübesi de, bilgisi de, adı da, eşyası
da yoktur. Robinson'un yanında gemiden adaya taşıdığı onlarca işine yarar malzeme,
silahları, tecrübeleri, bilgisi, hırsı, ferdiyetçiliği, arzuları vardır.
Hay, gözünü
kendisinden başka insanın olmadığı bir doğaya açmıştır ve kendisini tabiatın,
çevresinde olan bitenlerin bir parçası olarak görmüştür. Doğaya karşı korumacıdır,
doğaya hizmet eder. Çekirdekli meyvelerden yer ve çekirdeklerini de toprağa
eker. Kendisini diğer canlılarla mukayese eder. Robinson ise ıssız adaya gelmeden önce sosyal
yaşamında hayli aktif biridir, ki ticaretle uğraşıyordu. Issız adadaki
yalnızlık onun için çok zordur. Fakat o bu yalnızlığı bir fırsat olarak görür,
adanın tek hakimi olabilecektir. O doğanın bir parçası değil, sahibidir, adadaki
her şey onundur, ona hizmet eder. Doğaya karşı acımasızdır, müsriftir.
Her şey onun varlığının devamı içindir.
Adada diğer
insanlarla ilişki kurarken Hay, kendisini onlarla aynı seviyede tutar. Onları arkadaş
ve birlikte hayatını sürdüreceği insanlar olarak görür. Robinson
ise adaya gelenleri köle ve uşak olarak görür. Kendisine 'efendi' denmesini
ister. Diğer insanlar hayatlarını ona borçludur, gerekirse onun için
ölmelidirler. Hiç kimse yokken bile adada o bir kraldır. Müthiş bir iktidar arzusu
vardır.
Hay,
hayatını ulaştığı doğrular ve yanlışlar çerçevesinde sınırlar. Bedenini bir
emanet ve Tanrıya ibadet etmesine bir araç olarak görür. Bedenini korur,
temizliğe ve güzelliğe dikkat eder, sade yaşar. Robinson'un sınırı yoktur. Canı
ne isterse onu yapar. Bedenini amaçlarına ulaşmak için bir araç olarak görür, ancak daha fazla çalışması için değer verir
bedenine. Temiz değildir, güzelliği de önemsemez. Onun için mühim olan
faydadır.
Hay için
Tanrı en yüce varlıktır, insan kendi varlığını o varlıkla bütünleştirmelidir.
Evrenin merkezi tanrıdır. Hay'ın amacı Tanrıya ulaşmak, onun rızasını
kazanmaktır. Robinson'un
Tanrıyla ilişkisi de pragmatiktir. Tanrı kendisini tehlikelerden koruduğunda,
ona yardım ettiğinde, onu mutlu kıldığında aklına gelir ve ona bağlanır. Ama
çeşitli sorunlarla karşılaştığında Tanrıya olan inancı sarsılır.
7 Mayıs 2013 Salı
melâl
kaligrafinin en güzel örnekleri içimde,
içimde yemyeşil bir bahçe var,
içimde armut ağaçları var; empati kurduğum,
mineralleri bonkör bir toprak,
ve huzur, ve sükunet, hepsi içimde
içimde böyle kesif bir mezarlık var.
sabır-zaman grafiği var içimde,
kolumniyalar var, kurumuş,
suyla dolu ibrikler taşmakta,
ve mezar çiçekleri var içimde.
ziyaret ederim her gün.
5 Mayıs 2013 Pazar
Kaderimize Razıyız
Bazen anlamadığın müzik.
Bazen de anlamadığın insanlar mutlu eder seni.
''Kaptan'nın ustalığı deniz durgunken anlaşılır mı?''
Zaten anlaşılmak hayatın en bedbaht hali....
8 Nisan 2013 Pazartesi
Dinlenmek, ne kadar da yorucudur...
Düşünmek, birikim ister..
An denen kavram, hızdır aslında,
Bitmeyen..
Elde olan kocaman bir ömür derler,
Yalan..
Akıl hep kandırır, gerçek,
Asla bilinmez..
Birikim; öğrenmek mi?
Dinlenmek, ne kadar yorucudur...
22 Mart 2013 Cuma
çekilmemiş film replikleri -üç-
Etiketler:
çekilmemiş film replikleri,
feridun demir,
refidun
20 Mart 2013 Çarşamba
Yakın Ve Uzak
Güneşin çarpan sert ışıkları altında, elini alnına koyarak siper etmeye çalıştı siyahlar içindeki kız...
Sebebini bilemediği bir merakla, o yabancıyı beklemeye devam etti. Denizin kenarındaydı biliyordu ki oraya gelecekti. Buluşma noktalarıydı. Birbirlerine ulaşamayacak kadar uzak, bulduklarında ise ayrılmayacak kadar çok yakındılar.
Yolda tanışmışlardı ve sadece yolda devam etmişti yolculukları. Bir arpa boyu yol aldılar ama yolda kalakalmışlardı.
Siyahlı kız, çok geç göstermişti ayağındaki prangaları ama artık çok geçti. Çocuk denize, semaya,yola ve kıza çoktan Aşık olmuştu bile...
Etiketler:
mor boya kalemi,
ülkü alko,
yakın ve uzak
18 Mart 2013 Pazartesi
Yazar Bu Yazıya Bir Başlık Dahi Bulamadı
Gözlerimi kapayacak bir yer bulamadım
Bana cevap verecek bir dost bulamadım
Beni alıp götürecek bir dalga bulamadım
Endişemi dile dökecek bir tek söz bulamadım
İnsandaki nefreti söküp atacak tek bir ezgi bulamadım
Halkımı bulamadım, ailemi, mutluluğumu, yolumu
Bulamadım
Hislerimi tutuşturacak bir köz
Bulamadım.
17 Mart 2013 Pazar
Filistince Yaşamak
İnsan…
Yürür yürür
de hüzün kapatır yollarını.
Bazen Gazze’den
gelir çığlıkları,
Bazen içi
boş bir ruhtan.
İkisi de
duyar ıstırabını,
Biri içten
biri dışarıdan.
Gazzeli…
Onurlu ve
kederli,
Yanı
başındaki
Hatta
bedenindeki,
Kederli ve
kederli.
Fakat asla ölmeyecekti
onun gibi
Çünkü
yaşamadı ki…
Ve sakın
şunu unutma!
Ama önce
hatırla,
Bir
Filistinliye her an gelebilir bir kurşun
Seninse yüreğindeki paslanmış bile,
Ne
hissedebiliyorsun artık
Ne de
tedavisi var…
Biz,
Filistinliler kadar şanslı olamadık
Çünkü onlar
gibi yaşamadık
Ki onlar
gibi ölmeyi
Hak edelim.
11 Mart 2013 Pazartesi
ne hikmetse
adına şiir yazdığım ilk kızdı hikmet
adı devlet gibi korkuturdu
boyu kısaydı ama ben daha kısa olduğumdan uzun gelirdi
vücudu zayıf kendisi naif
korkulacak kız değil, sevilecekti
erkek gibi saçları vardı.
yakıştıramadım kimseye çok sonraları
onunki kadar kısa saçları
elleri..
bilmiyorum nasıldı
alnına düşerdi onu biliyorum saçları
ama korkulacak kız değildi, sevilecekti
doğuştan sürmeli sanki orta asya kokardı
kısa bir çizgiydi gözleri
ağzı kutu gibi küçük, dudakları incecikti
taze bir fındığı kıskandırırdı burnu
kirpikleri kara bir ok
dedim ya
korkulacak kız değildi, sevilecekti
beli gibi sesi de inceydi
hiç konuştuk mu hatırlayabilmiyorum
konuşurken izlemiştim onu biliyorum
korkulacak kız olur mu hiç sevilecekti
sevmiştim
orta birdi
şiirin ne olduğunu bilmeden
adının baş harflerini alt alta yazıp
şiir yazdığım kızdı hikmet
onun bunlardan hiç haberi olmadı
olmasındı
adı devlet gibi korkuturdu
boyu kısaydı ama ben daha kısa olduğumdan uzun gelirdi
vücudu zayıf kendisi naif
korkulacak kız değil, sevilecekti
erkek gibi saçları vardı.
yakıştıramadım kimseye çok sonraları
onunki kadar kısa saçları
elleri..
bilmiyorum nasıldı
alnına düşerdi onu biliyorum saçları
ama korkulacak kız değildi, sevilecekti
doğuştan sürmeli sanki orta asya kokardı
kısa bir çizgiydi gözleri
ağzı kutu gibi küçük, dudakları incecikti
taze bir fındığı kıskandırırdı burnu
kirpikleri kara bir ok
dedim ya
korkulacak kız değildi, sevilecekti
beli gibi sesi de inceydi
hiç konuştuk mu hatırlayabilmiyorum
konuşurken izlemiştim onu biliyorum
korkulacak kız olur mu hiç sevilecekti
sevmiştim
orta birdi
şiirin ne olduğunu bilmeden
adının baş harflerini alt alta yazıp
şiir yazdığım kızdı hikmet
onun bunlardan hiç haberi olmadı
olmasındı
5 Mart 2013 Salı
Saydım
bir martı olsaydım eğer,
bütün martıları
öldürmenin bir yolunu bulurdum.
bir savaş pilotu olsaydım, ikaz lambası
en parlak binaya bindirirdim.
bir soda kapağı olsaydım,
boş bir koridora düşerdim
yavaşça.
seçmen olsaydım bir,
mora ve çikolataya oy verirdim.
adam olsaydım, olanın, yok olmadan kıymetini bilirdim.
tesadüfen olsaydım.
4 Mart 2013 Pazartesi
Karambolde Duyulmayan Sesler
“senin bana ihtiyacın olmayabilir ama çocuklarımın sana ihtiyacı var.”
çünkü çiçeklerin yeşerebilmesi için güneşe ihtiyacı vardır.
“nasibin olduğu yerde şansa yer yoktur”
“nasibin olduğu yerde şansa yer yoktur”
çünkü Allah çizdiği yola ihtiyaçlarımızı bırakmıştır. şans ise ayağımıza takılan hurafelerdir
“aslında yollar uzun değil bindiğimiz araçlar yavaş”
“aslında yollar uzun değil bindiğimiz araçlar yavaş”
çünkü bir uçakla vosvos yarışamaz ama motoru gönülden oluşan bir kuş herkese kafa tutabilir.
“aşk yaşayamayacağın duyguları hayal etme sanatıdır”
“aşk yaşayamayacağın duyguları hayal etme sanatıdır”
çünkü bir şeyi elde ettikten sonra artık heves seni terk eder. ve heves aşkın gölgesidir.
“insanların adalet terazisi kuyumculardaki hassasiyete erişmedikçe güven yeşermez”
“insanların adalet terazisi kuyumculardaki hassasiyete erişmedikçe güven yeşermez”
çünkü altından daha değerli olan şey kalptir, o kırıldığı zaman güvenin değeri düşer.
“her mevsimin bir görevi vardır”
“her mevsimin bir görevi vardır”
çünkü güneşin soba, rüzgârın süpürge, yağmurun yıkama, kar’ın mikrop kırıcı görevlerini görmezden gelemezsin.
“toprağın besini yağmur ise emeğin besini de alın teridir”
“kalbine kurt düşmüş olabilir, olsun”
“toprağın besini yağmur ise emeğin besini de alın teridir”
çünkü hiçbir şey sebepsiz açıklanamaz.
“çocuk olsam ve tek derdim hiçbir derdimin olmaması olsa”
“çocuk olsam ve tek derdim hiçbir derdimin olmaması olsa”
çünkü büyüdükçe taşıdığın yükte ağırlaşıyor.
“omuz omuza mücadelenin yaşandığı en güzel yer camilerdir”
“omuz omuza mücadelenin yaşandığı en güzel yer camilerdir”
çünkü aynı istikamete eğildiğin dostların yok denecek kadar az.
“kalbine kurt düşmüş olabilir, olsun”
çünkü kurtlar ilaçlanmış ağaçların meyvelerinde bulunmaz, hep saf ve doğal meyvede bulunur.
duygu değil his
- sen harika bir doktorsun
+ nerden biliyorsun?
- çünkü hissediyorum.
+ zayıf bir kanıt.
- gözlerini kapat!
[elini avucunun içine alır ve işaret parmağıyla avuç içinden parmak ucuna kadar dokunur]
- ne yapıyorum?
+ dokunuyorsun.
- dokunmak, evet. nasıl anladın?
+ hissediyorum.
- hislerine güvenmelisin.
[city of angels, 1998]
Etiketler:
city of angels,
film replikleri,
refidun
25 Şubat 2013 Pazartesi
ÜÇ NOKTA
Karşımda yuvarlak,
eliptik yapıda tombik dünya bana avuçlarının içinden ateş topu fırlatır
gibi sıkıntılar yollamaktan hiç vazgeçmiyor. Arada bir durduğunda ise ;
bunun bana acıdığı için mi yoksa daha
büyüğünü yollayacağı fırtına öncesi sessizliği midir bilinmez, kısacık bir
soluklanma bahşeder işte bize. Dünyanın da olayı da budur zaten. Zorlukkolaylıkkolaylıkzorlukkolaylıkkolaylıkzorluk…ÖLÜM.(tek
nokta) bu dünyayı noktalayan bir nokta. Devam olmayan 2 noktası eksik tek
nokta.
Zahire takılıp kalmada üstümüze yok. Hep görünenle uğraşmaktan bir adım öteye gitmeye cesaret edemiyor oluşumuz , modern
zamanın ‘advertisement’ dünyasının, bize
uyguladığı dayatmaları kayıtsız şartsız kabul edişimizden midir? Bilmem,
belki…
Oturduğumuz sıcacık yuvamızdan 2 sıkıntı görünce sanki
tombik dünyayı sırtımıza koymuşlar gibi sızlanmalar neden? Çöl sıcağı
altında gövdesine kaya oturtulan Zat’ın
halini bir nebze de olsun hissetmenin verdiği mutluluğu neden çok görüyoruz ? Emmare’mizi
şişirmeye doyamadık gitti.
Şişkin benliklerimiz kapılardan geçemez oldu. Vücut obezliği yanında nefis obezliği yaşıyor
günümün insanı. En büyük diyeti
en yağsız, en tuzsuz olanı
yazıyor manevi doktorlarımız
reçetemize. Ama biz beceriksiz eczacı gibi doktorun yazısını okumakta
güçlük çekiyoruz. Manevi diyet, manevi
ilaç fayda etmez oldu bu hallerimize kullanım talimatına uymadığımızdan olsa
gerek.
Kendimize buğz etmeleri bir kenara bırakıp ‘vardır bir hayır’ deyip devam edelim öyleyse
tombik dünyayla tombikleşmeden rejimimize. Eh fit kalmak önemli tabi maddi, manevi.
nefes al nefes ver nefes al nefes ver me ver me ver me ver me 2 dakika verme. tüm kilolar elveda! tek nokta.
Etiketler:
mor boya kalemi,
üç nokta,
ülkü alko
24 Şubat 2013 Pazar
ZM / Put
"ibrâhîm, içimdeki putları devir
elindeki baltayla, kırılan putların yerine, yenilerini koyan kim?"
Asaf Halet Çelebi
Asaf Halet Çelebi
onlara altlarından ırmaklar akan cennet vaad eden'i yalanlıyorlar. fakir avuntusu edip, beşeri icatlardan sayıyorlar herbirini.
saysınlar.
sorsanız herbirinin içlerinde ömürlerince arayıp bulamadıkları huzuru(!) dayayıp döşedikleri, mekanları, odaları, adaları, landları vardır.
onları haz ve zevkten az-haber, koca bir yaşamı "öbürdünya" beklentisinde, koca bir dünyanın zevklerini heba ediyor gözüyle görüp, alay ediyorlar.
etsinler.
onlara göğüsleri tomurcuklanmamış, iri gözlü, yalnız onlara bakan, kendi yaşıtı kızlar vaad edeni de alay ediyorlar.
edemezler..
aptallar. aptallar. varsın bir bok olamayayım, sap duramayayım bu dünyaya, hepsini aşağı'dan görüyorum.
*
sorsanız, ah bir girebilseniz o erkek gözlerinden içeri, ne kadınların vücutları doludur iç'leri. fransız tavırlı, rus şehvetli, kuzey evropa kadınlarının doku torbası bedenleri. ah o bir çoğunun o güdük bedenlerinin ne hülyalarla parıldar gözleri. doymaz resim/videolarla birikmiş/kokuşmuş aç gözleri de, en heveskar gözlerle soyarlar el-alemde ortalık kızlarını.
deyiniz bana. deyiniz. ey kadınperestler; vücutperestler; putperestler deyiniz. ah o "bir dünyabedenleri"nizin kadından başka oyuncağı var mı. ah sizi gidi siziler, o billur ruhlarınızı(!) latif etmeye(!) kadından daha güzel oyuncak var mı. bakıp pür-i arzu, ebleh suratlarınıza da gülsünler halinize şeytan'ın kızları.
ha-ha!
madem öyle, madem aç gözlerinizin en heveskarane düşü bu, o halde niçin bok atarsınız size vaad edilen cennet'e, hurikızlara. arapçasını sevmiyorsunuz diye mi düşlerinizin.
*
yaksın 1 tasdikin hazımsızlığının acısı, hala, içimi
büyütsün gediği daha, acınası gölge kibir bir daha
yeis'e düştüm, mahva düştüm, af'fa mazhar olamadım
ama susulur mu, hiç susulur mu, hem hiç sormazlar mı adama?
haset ettim. nefret ettim. lanet ettim. sonra da tutup İsmet Özel'i taklit ettim.
2012, şubat 23.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












