11 Mayıs 2011 Çarşamba
Bu Sabah ''O''na Uyandı
8 Mayıs 2011 Pazar
Buruşmuş Çin Düğümlerim
7 Mayıs 2011 Cumartesi
Göksel Baktagir'in Naz'ına
Not: Şiir Hayal Gibi Aşk Masalı 3 albumunun naz parçasına atfedilmiştir.
4 Mayıs 2011 Çarşamba
Kapitalizmi Niçin Sevmeliyiz?
Attila İlhan'ın dediği gibi: "Ne vakit karşımda bir kapital karşıtı görsem, öldüreceğimden korkardım! Felaketim olurdu, ağlardım." Kanımca Attila İlhan sıkı bir kapitalistti. Bakmayın sosyalistim ayakları yaptığına, sosyalistim demeyene kız(ların) vermediklerini iyi biliyoruz. Ona anlayış göstermeliyiz. Ve kapitalizmi en çok bu sebeple sevmeliyiz; o ezilen halkların ideolojisidir!
Kapitalizmi daha çok sevmek istiyoruz. Neden sevmeliyiz? Çünkü o, bize değilse bile, mutlaka yakın akrabalarımızdan birine havuzlu bir villada yaşama imkanı verir. Ve biz de -eğer adi bir servet düşmanı olmaz isek- pek tabii ki yazları bir kaç gün bu yakın akrabamızın havuzunda serinleyebiliriz. Kapitalizm akraba ilişkilerimizi geliştirir. Sıla-i rahim sünnettir.
Kapitalizmi en müslüman duygularımızla sevmeliyiz. Çünkü onun da abdestlisi makbuldür. Yüce Allah elbette ki cuma günleri camilerin çevresinde bisikletler yerine parıl parıl parıldayan cipler gördüğünde mutlu oluyordur. Ve gayetle normal olarak bir müslümanın malı mülkü arttıkça, bunların kırkta biri de artar. Ve bu bir yoksulun karnını doyurmaya yeter. En azından senede bir hafta.
Kapitalizmi en insani duygularımızla sevmeliyiz. Çünkü o, kolayı bize 25 kuruş fazlaya satan Bakkal Cihan'ı öldürür. Kolaya 25 kuruş fazladan vermemeliyiz, o para dilenciye verilir, herkes mutlu olur. Cihan zaten ölmeli, çünkü çağa direnerek dükkanında pos makinesi bulundurmuyor! Kolayı ne kadar seviyorsak, kapitalizmi de o kadar sevmeliyiz. O bizim vücudumuzda dolaşan şekerdir, kışın bizi soğuklardan koruyan yağ dokusudur. O, şüphesiz ki, bizi koruyup gözetendir.
Televizyonu seviyor muyuz? Kapitalizmi de sevmeliyiz. O, biz akşamları sıcacık evimizde -ev sıcak değilse bile yağ dokumuz bizi ısıtır- rahat rahat televizyon karşısında duygudan duyguya sürüklenebilelim diye parasına kıyıp reklam verir. Bizden aldığını bize geri verir. Kapitalizm borcuna sadıktır. Faiz sadece biz aldığımız zaman haramdır.
Kapitalizmi sevmeliyiz çünkü o bizi seviyor. Bankalar kurup bizim paralarımıza göz kulak olmak istiyor. Paralarımızı onun bankalarına yatırmalıyız. Böylece yanımızda nakit taşımayarak bir çok gereksiz masraftan kaçınmış oluruz. Nasılsa Cihan pos makinesi kullanmıyor. Ve biliyoruz ki "halk aşksızsa sokaklar banka dükkanlarıyla doludur." Hemen kendimizi bir bankaya atıp hayatımızın aşkını bulmalıyız.
Kapitalizm özgürlük demektir. Örneğin kapitalist bir devlette pek tabii ki sosyalizmi savunabilirsiniz. Fakat tam tersi mümkün değildir. Bu konu üzerine derince düşünmelisiniz. Çünkü kapitalizm istediğimiz kadar düşünmemize izin verir. Sabah iş yerimize giderken, öğle arasında yemek yerken, akşam evimize dönerken ve gece dizimizin reklam aralarında istediğimiz kadar düşünebiliriz. Ve pek tabii ki uyku saatimiz geldiğinde rüyamıza devrim bile yapabiliriz. Freud en büyük kapitalisttir!
Kapitalizmi neden bu kadar çok sevdiğimizi anladığımıza göre, şimdi değilse bile -çünkü şimdi dışarısı soğuk- müsait bir zamanda dışarı çıkıp kapitalizmi sevme hakkımızı elimizden almaya çalışanlara karşı yürümeliyiz. Yürümesek bile elimize bir pankart alıp oturmalıyız. Oturmasak bile pankartı evimizin penceresine asmalıyız. Kapitalizm kolaylıklar ideolojisidir. "Kapitalizmi Sevmemiz Engellenemez!"
3 Mayıs 2011 Salı
Kaza Filinta
Merhabaaaaaa,
Ben ki metrobuste bir Filinta gördüm, sonra bir google'ladım iki Filinta, üç Filinta derken sanıyorum ben de 63. olma kararı aldım...En yeniyim şimdilik, filinta gibi adamım ve bana Türkçe'mi kullanacak bir boşluk sunduğunuz için müteşekkirim.
Hayırlı günler
Assalam,
Neden? Çünkü.

merabalar. nafile filintalar'ın en yeni üyesi olarak sizleri selamlıyorum sevgili okuyucu kitlesi. ve diğer yazar arkadaşlarımı da selamlıyorum bu vesileyle. siteye katılım sürecim çok hızlı gelişti ve bir sürü esrarengiz olay yaşandı ama bunları burda açıklamayacağım belki ilerde buranın kuruluş hikayesini filan sinemada izleme fırsatınız olursa öğrenebilirsiniz hepsini. peki neden nafile filintalar'ı seçtim? çünkü başka çağıran olmadı :/ eheh şaka yaptım. yani başka çağıran olmadığı kısmı doğru yine de evet :/ sizlere bir şiirle meraba diyeceğim ama yazıyı bitirmeden önce beni buraya davet eden ve yazma imkanı sağlayan nafile filintalar'a teşekkür etmek istiyorum. teşekkürler. ettim.
2 Mayıs 2011 Pazartesi
Ey Dertli Adam
Sana düşen, bir çocuğun annesinin şefkatli tokadından korkarak, yine annesinin koynuna sığınan çocuk gibi o kapıya sığınmaktır.
26 Nisan 2011 Salı
Kaplumbağalar da Uçar



52. San Sebastian Film Festivali “Altın İstiridye” Ödülü
52. San Sebastian Film Festivali En İyi Senaryo Jüri Özel Ödülü
55. Berlin Uluslararası Film Festivali Barış Ödülü
40. Chicago Film Festivali Gümüş Hugo (Jüri Özel Ödülü)
5.Tokyo Filmex Film Festivali Jüri Özel Ödülü
5.Tokyo Filmex Film Festivali “Agnès B. Ödülü”
28. Sao Paulo Uluslararası Film Festivali Seyirci Özel Ödülü
Mexico City Uluslararası Çağdaş Film Festivali “La Pieze” Ödülü (2005)
Mexico City Uluslararası Çağdaş Film Festivali Seyirci Ödülü (2005)
19. Fribourg Uluslararası Film Festivali Seyirci Ödülü
19. Fribourg Uluslararası Film Festivali “E-Changer” Ödülü
23 Nisan 2011 Cumartesi
Bir Fotoğrafçıyla Polemik
Kaçış
2 Nisan 2011 Cumartesi
Başörtlü Bir Kadının Resmi
Anaların ayakları altında cennet kuyruğuna girmenin değil
Ne de Kuran okuyan erkek bir ağzın bir türlü kalbe duramayışının
Ne de sünnete hiç benzemeyen sözde bir Peygamber taklidinin
2011 senesinin başlarında kolları kesilen bir kadının resmini yapabilir misin?
Çok yazık çok yazık bugünü de gördük
Alnımız secdeyle kırılsa cennete giremeyizin resmini yapabilir misin kardeşim?
ALPER GENCER
-Şiirini paylaşmasından ve bize yayımlama imkânı vermesinden dolayı, sevgili Alper Gencer’e müteşekkiriz. Yüreğine sağlık, Alper abi.-
26 Şubat 2011 Cumartesi
Pergel
Bir marul
Ve bir ayracım...
Eğlenmek için yeterli
İki hokkabaz ve Yılmaz'ım.
Cennette turlar atsın ama ağaçtan kaçsın
Korkak, rendesiz
Topkek ve yosun
Bir kaç dairenin bile
İlk sahibi pergel
Yanında bitmiyorum henüz
Hüzün de meful.
İkbal'in menemenine ekmeğimi banmıyorum.
Mimlediklerin arasında Charlie Chaplin
Beni zırt pırt dövsen de
Vazgeçmem kullanmaktan Dalin!
Tarifi zor,
Bildiriyorum.
Sana bulaşmak imkansız.
Bu meğil beni korkutuyor,
Mınçıkam olmadıkça.
Benim asıl düşüncem,
Sana bulaşınca olacaklardı.
Kötek ve terslikler...
Evet, hayır!
Bütün bunlar birer blöf,
Kurusıkı.
Aslında ne değildir biliyor musun
Beni tulumdan alı koyan?
Hiç dinlenmeyecek bir şarkının
nakaratı gibi çalman.
Birşey anladığınızı sanmıyorum. O yüzden tıklayınız
Sen-gel
Bir mantı
Ve bir kaşığım...
Dertlenmek için yeterli
Zümrüd-ü kankam ve sazım.
Taksimde turlar atsın, ama eylemden kaçsın
Korkak, cilvesiz
Erkek ve mecnun
Birkaç kelimenin bile
İlk harfi "sen"siz.
Atına bile binmiyorum henüz
Güzün de meçhul.
İkbale ermeden bineceğimi sanmıyorum.
İzlediklerin arasında Leyla ile Mecnun
Oturarak izlemeyi sevsen de
Yatarsın hemen yüzükoyun!
Tarihi zor,
Bilmiyorum.
Sana ulaşmak imkansız.
Bu değil beni korkutan,
Otobüse de zam gelmiş.
Benim asıl çekincem
Sana ulaşınca olacaklardı.
Makarna ve terslikler...
Hayır hayır!
Bütün bunlar birer zarar,
İsraf resmen.
Aslında nedir biliyor musun
Beni yolumdan alıkoyan ?
Senin hiç sonlanmayacak bir uykunun
Başlangıcı gibi olman.
Not; Hiçbir şey anlamadım diyorsanız tıklayın.
Nazıre
Kaç yüz baharı/ eskitir sancısı/ hüküm sürerken/ sensizligin iklimi,
Şahit tutacagim/ hüküm sürerken/ cahiliye devri/ vakt-i ahirî,
Ey güzeller güzeli/ sensizligin iklimi/ vakt-i ahirî/ ya enbiyalar serveri
Engel
Bir martı
Ve bir kaldırım...
Dertlenmek için yeterli,
Yalın adımlar ve bir nazım.
Akılda turlar atsın ama dilden kaçsın
Korkak, sessiz
Ürkek ve mahzun
Birkaç kelimenin bile
İlk harfi "sen"sin.
İsmini bilmiyorum henüz.
Yüzün de meçhul.
İkbal aşığı olduğunu sanıyorum
Dinlediklerin arasında Sinatra
New York sevgili gelse de
Aklın Bağdat'ta!
Tahlilin zor,
Biliyorum.
Sana ulaşmak imkansız.
Bu değil beni korkutan,
Asla da olmadı.
Benim asıl çekincem,
Sana ulaşınca olacaklardı.
Misal ve terslikler...
Hayır, hayır!
Bütün bunlar birer yalan,
Kandırmaca.
Aslında ne biliyor musun
Beni yolundan alıkoyan?
Senin
Hiç tamamlanamayacak bir şiirin
Son mısrası gibi olman.
23 Şubat 2011 Çarşamba
Ve Şehadeti Koyduk Her Sabah Duamızın Başına
Cuma namazı öncesi bir imam hatipli giriyor odasına;
“Abi dışarıda ülkücüler var!”
Can dostu çıkıp bakıyor önce, hiç görmediği 25-30 kişi.
Durumu anlatıyor Metin’e,
Oysa her zamanki gibi, metanetli;
“Bunlara iyi bir ders vermek lazım”
Ve camiye giriyor Metin.
Hutbe okunuyor, namaz kılınıyor,
Can dostundan önce çıkıyor camiden,
Dışarda onu faşist bir ülkücünün beklediğinden habersiz.
Adının seslenildiğini duyunca dönüyor arkasına,
Kar yağıyor, hava soğuk.
Ona doğru yönelen silahı görünce,
Ellerini parkasının cebinden çıkartıyor,
Silahı olmadığını göstermek için.
Ellerini havaya kaldırıp sesleniyor;
“Gelin konuşalım!”
Bilemiyor Metin,
Cuma namazı çıkışı böyle alçakça vurulacağını kestiremiyor,
Üç el ateş ediyor faşist.
Etkisiz hale geldiğini görünce
25-30 kişilik faşist grup tekbir getirmeye başlıyor,
Sorgusuz sualsiz.
Ne yaptıklarının farkında değiller,
Cuma namazı çıkışı bir Müslüman genç öldürülüyor
Ve bunlar tekbir getiriyor sebepsiz…
Yere yığılırken izliyor onu can dostu
Tam o esnada bir ses arkasından;
“Ellerini havaya kaldır!” diyor, “Atrık Fatih ülkücülerin!”
Üzerini arıyorlar, o da silahsız.
Polis tam zamanında yetişiyor.
Zamanında mı ?
Beyninden vurulmuşa dönüyor,
Metin Yüksel’i hatırlıyor can dostu,
Koşarak yanına gidiyor,
Metin kanlar içinde.
Kollarına alarak taksiye bindiriyor can dostu onu,
Ve ne yazık ki son nefesini veriyor takside abimiz!
21’ine bile varamadan…
Ona değil, bize yazık!
“Şehadet bir çağrıdır nesillere ve çağlara!” diyen önderimiz,
Şehadete kavuşuyor elhamdülillah!
Bir adım daha yaklaşıyor insanlık zafere!
Şehadeti bizlere diriliş oluyor
Ölü bedeninin yerine binlerce beden peşinden gidiyor
Fikirlerini yaşatmak için!
Ardından nesiller kıyama duruyor,
Hakk’a kavuştuğu camide kılınıyor cenaze namazı,
Elli bin kişiyle…
Şimdi Metin Yüksel yok
Ama davası uğruna canını verecek binlerce metin var
Onun izinde giden, onun hasretini çeken.
Onun önderliğinde binlerce genç…
O, Allah’a verdiği söze sadık kaldı ve şehid oldu*
Yolun yolumuzdur ey Şehid!
Biz de şehitlik beklemekteyiz,
Hiçbir surette sözümüzü değiştirmemeye and içtik!
*Mü'minlerden öyle erler vardır ki, Allah'a verdikleri söze sadık kaldılar ve şehid oldular... Kimileri de şehitlik beklemektedir... Onlar hiç bir surette sözlerini değiştirmemiştirler."
(Ahzab Suresi, 23)
Fıkıh ve tefsir alimi, ömrünü İslam’a vakfeden insan Molla Sadreddin’in oğlu, Fatih Akıncılar Derneği Başkanı Metin Yüksel; 23 Şubat 1979 yılında, 20 yaşında, Fatih Camii’nin avlusunda bir Cuma namazı çıkışı can dostu Mehmet Ali Tekin’in kollarında can veriyor. Katil zanlılarından Ali Bilir, o dönemin Ülkücü İşçiler Derneği başkanı idi. Diğer bir katil zanlısı olan İhsan Barutçu ise ülkücü olduğu halde liseye girebilmek için solculara “Ben Akıncılardanım” demekten çekinmeyen bir insan. Metin Yüksel’in can dostu ona bunu hatırlatınca; “Fatih artık ülkücülerin” cevabını vermiştir, yukarıda anlattığımız gibi.
Metin Yüksel’in şehid edenler şimdi bunun pişmanlığını yaşamaya devam etmektedirler. Kendileri de dahil, onları savunan hiç kimse kalmamıştır. Allah affetsin.
22 Şubat 2011 Salı
Sizi Nasıl Seveceğim ?
Ampulkafa diye bana mı seslendiniz?
Daha bir kez bile Akp’ye oy vermiş değilken?
Hatta üzerimden bir genel seçim bile geçmemişken.
Başımdaki bir metrekare beni ampulkafa yapmaya yetiyor, içinde ne olduğu kimin umurunda?
Sanıldığı gibi yazım ampulkafa yaftalamasının yapılmasına sebep olanlara kızmakla devam etmeyecek. Günümün çilesi devam ediyor.
Kurunun yanında yanmaktan yaka silkmiş biri olarak “kuru” olan kısma KIZGINLIĞIM.
“Endişesiz Müslüman”lara ya da “İslamcı”lara.
Nasıl bir din anlayışları var ki, ötekini içselleştirmek bir yana ötekini daha da ötekileştiriyorlar.
Öteki benim kardeşim, öteki benim sıra arkadaşım.
Sizin dinden anladığınız sadece “afyon”.
Koca İslam’dan afyonu alıp gerisini tükürmüşsünüz.
Üzgünüm beyler tükürdüğünüz kısım Kur’an’dı.
İnsanlık için yapılan bir şeye bile cihad süsü verip her şeyi mahvediyorsunuz. Arkanıza İslam’ı almadan hiç bir şey yapamazsınız çünkü.
İslam’ı aklınıza almak hiç aklınıza gelmedi sanırım.
Ya biz? Bizi nereye sığdırıyorsunuz?
Size hiç de katılmayan Müslümanları?
Biz hep neden siz yenilince “yenik” sayılıyoruz?
Ne demeliyim sıra arkadaşıma?
Ben de Müslümanım ama diye mi başlamalıyım cümlelerime siz oradan benim dinim adına konuşurken?
Ben size nasıl kardeşim diyeceğim? Nasıl seveceğim sizi?
( Katib-i Meçhul )
21 Şubat 2011 Pazartesi
Bu Malcolm'a Selamımdır!
Takvim bugünkü gibi
Umut Kırıntısı
Seversin birisini, belki de hep yanındadır; belki gülüşü alır seni bir yerlere götürür, bir irkilmeyle geri gelirsin, boğazın kurur, dilin dönmez olur, gözlerin düşer yerlere, yüzün ekşir, solar.Bir sevdiğin vardır bir umut kırıntısına tutunarak sevdiğin...
19 Şubat 2011 Cumartesi
Manifestom
Yazarlık senin neyine be aciz?
Neyi hakkıyla anlatıp şair olacaksın ki? Sahip çıkmayı beceremediğin Filistin'i mi anlatacaksın riyakâr satırlarında? Yoksa ezilenin hakkını mı savunacaksın süslü kelimelerinle?
Şairlik senin neyine be aciz?
Neyin karşısında duracaksın daha sistemin dişlisi olmayı reddedememişken? Kapitalin derdine düşmekten vazgeçemediğin halde ne hakla "ben eşitlikçiyim!" diyeceksin? Nasıl saf tutacaksın adaletin ve haakkın yanında, gönül terazinin şirazesi kaymışken? Şairlik senin neyine be aciz? Ün ve şöhretin, saygı ve hürmet budalalığının peşine düşmüşken neyin sanatçısı olacaksın? Daha doğru düzgün nefes alamazken, nasıl olup da kalem tutacaksın? Senin kendine özgü tek bir hareketin var mı ki? Daha sorumluluklarından kaçmamayı öğrenememişken nasıl "vicdanın sesi" olmayı arzulayacaksın?
Ah be fakir herif! Ah be dengesiz cambaz!
Yazarlık senin neyine be aciz?
Bayrak ile yatıp kalkınca dava adamı olunur mu sandın? Kıçını bilgisayar başından kaldırmayıp, sürekli "retweet" yaparak aktivist olunur diye kendini mi kandırdın? Devrimciliği sen de mi yanlış anladın? Gençlik hevesi midir devrimci olmak? İki slogan kapıp sokağa koşmak mıdır? Kitap okumak; mürekkep yalamak? Nasıl devrimci olunur, yol ve yordamdan haberin mi var? Düşünüp de söyleyebildiğin iki özgün kelime mi var?
Be hey gafil!
Nefis terbiyesi yapmadan otorite terbiye edilir mi hiç? Boş laftan sakınmadan fikir mi üretilir? Seni uyutanlardan vazgeçmedikçe, dünyayı boş vermedikçe ne yapabilirsin ki? Dünya telaşı uyutur, boş söz uyuşturur. Uyuyan insan düşünebilir mi? Fikir üretmeden, ortaya bir şey koymadan harekete geçilir mi sandın? "Bana iki farklı söz söyle" desem, cevap verebilecek misin sanki verebilir misin? Sus! Senden değil devrimci, değil yazar; insan bile olmaz.
Şimdi, bırak o kalemi, klavyeyi ve gidip biraz düşün. Devrime giden yola baş koymak; devrimci olmak istiyorsan, önce kendi nefsinde yap devrimini. Dilini malayani olandan arındırmadan, boş sözden sakınmadan; az yiyip az uyumadan, dünya ile meşguliyetini azaltmadan, düşünceye dalmadan, ortaya bir şey koymadan aksiyona geçmeye çalışma. Çünkü bunları yapmazsan kendini bilemezsin. Kendini bilmeden, nefsini uslandırmadan sabredemezsin. Sabredemezsen, işini sürdüremezsin ve devamı gelmeyen iş her zaman sana zarar verir.
Devrimde, devam esastır. Devam etmek için insanın iki şeye ihtiyacı vardır:
1) Sabır. Çünkü Franz Kafka der ki; "İnsanın belli başlı iki günahı vardır, öbürleri bunlardan çıkar: Sabırsızlık ve tembellik. Sabırsız oldukları için Cennet'ten kovuldular, tembelliklerinden geri dönemiyorlar. Ama belki de belli başlı sadece bir günahları var: Sabırsızlık. Sabırsızlıklarından ötürü kovulmuşlardı, sabırsızlıktan ötürü geri dönemiyorlar."
“Günah”larından arın ve buna “sabırsızlık” ile başla.
2) Cesaret. Cesareti olmayan adam işe koyulamaz, koyulsa da yoluna çıkan engellerden çabucak usanır, onlara dayanamaz. Sabır cesaretin kardeşidir, ikisi birbirinden ayrılmazlar. Devrimin amacı ya otoriteyi terbiye etmektir, ya da onu devirmek... Ve bil ki sabırlı olmayan, cesaret sahibi olamaz. Nefsini terbiye etmeyense, sabredemez ve devrim yapamaz.
Çünkü nefsini ıslah etmemiş adamın otoriteyi terbiye etmeye cesareti olamaz.
Nefis putunu devirmeyenin, otoriteyi devirmeye cesareti olmaz!
Asla unutma: Cesareti olmayan insan, sabırlı davranmayan insan, özüne vâkıf olamaz; özünü bilmeyen, kendini tanımayan insan da devrim yapamaz, devrimci olamaz!






