Belki artık sadece zarif minarenin şerefelerindeki yeşil lambalardır yolumuzu aydınlatan.
Belki yüzyıl uzunca bir süredir.
Belki marsta su olmaması dünyada yaşam olduğunu tasdik ediyordur.
Bi bakarsın üçgen 3. boyuta geçemeyecek kadar acizdir.
Karpuzun çekirdeklerini kırmadan yutmamız caiz midir?
Trafik azaldı diye yıldızlar da azalmak zorunda mı?
Sanırım ay turuncu olduğunda portakal mevsimi gelmiştir.
Herhalde tabelalar ısrarla bizlere birşeyler anlatmaya çalışıyor.
Belki de bayat yumurtalar ertesi gün tazeleriyle karıştırılıyordur.
Bazen dostumu görünce, dostumu gördüğümü sanırım.
Sıfatların kalıplaşması, yeni sıfatların üretiminde gevşeklik doğurur mu?
Rüzgarla yaprakların fısıldaşmasına şahit oluyorum.
Geceleri psikolojikman açık hava basıncımız değer mi kazanıyor?
Mor rengin neresi güzel olabilir allasen?
Yıllardır winziple kendimizi aldattığımız yetmemiş gibi dünyaya güzel bir lokanta da açamadık müsait zamanda.
İnsanın herhangi bir varlığa gerçekten malik olması mümkün mü hiç?
Mıntıka temizliğinin yeryüzünü daha iyi bir yer haline getirdiği görülmüş şey mi?
Yerkürede yaklaşık 14 milyar insan ayağı olması dehşet verici değil mi?
Fuzuli sorgular ütü yapma becerimizi geliştirir mi?
23 Ağustos 2012 Perşembe
22 Ağustos 2012 Çarşamba
Mihmandar
Eski bir dosttan elde kalan birkaç satır, mihmandar eşliğinde dolaşılan yollar ve bu dostluğa şahit olan kent. O günün ardından tarihin karanlığına gömülecek bir sayfayı biraz loş ışık altında tutma çabasıyla paylaşma gereği duyulan yoldaşlıktan arda kalan cümleler...'Mihmandar'
'Susuzluğunu dindirmenin tek çaresi abdest olan, açlığınsa manevi ziyafet yüzünden aklına bile gelmediği, en az benim kadar İstanbul’ a âşık bir mihmandar eşliğinde yapılmış eşsiz bir yolculuktu.
Sabah erken kalkmış, dünden sözleştiği gibi oruç olduğu için kahvaltı yapmadan evden çıkmıştı. Sevgili sanki daha ilk andan bugüne özel bir ihtimamla hazırlanmış olduğunu hissettiriyordu. Kapının önüne çıktığı gibi hafif bir esinti ile karşılamıştı. Severdi sevgili kendisine zaman ayıranı, ona daha ilk dakikalarda hissettirirdi memnuniyetini.
Otobüsle gidilecekti buluşma noktasına. Az kullansa da severdi otobüs yolculuklarını, İnsanları seyrederdi. Hüznü arardı insanların suratında ve bulmak çok zor olmazdı. Sevgili en çok hüznü armağan ederdi. Yalnızca kendisini tanıyanlar, tanımaya çalışanlar memnun olurlardı armağanlarından.
Otobüs buluşma noktasına doğru hareket ederken, kendisini bir mihmandara teslim etmiş olmanın eminliği vardı içinde. Mihmandarla selamlaşalı uzun zaman olmuştu ama merhabalaşalı çok zaman olmamıştı. Kısa zamanda etkilemiş hatta Sevgilinin ondaki tasvirlerini merak etmiş. Bunu keşfetmek istemişti. Bu yolculuğun vesilesi de bu olmuştu zaten.
Buluşma noktası; Sevgilinin mührü. Sevgilinin ezelde kazanmış olduğu güzelliğin delili. “En Sevgili” nin nazarının değdiği yeri.
Buluşma noktasının seçimi, mihmandara ilişkin kalbinde oluşan fikirlerin onu yanıltmayacağını gösteriyordu. Otobüs buluşma noktasına yaklaştığında “ ben evden çıkıyorum, uyuya kalmadın dimi” diye bir mesaj atmıştı mihmandar. Cevap olarak mihmandarı utandıracak bir şeyler yazmıştı.
Yanında çantası, elinde tesbihi ile varmıştı Sevgilinin “En Sevgili”nin nazarının değdiği yerine. Huzur da mihmandarı beklerken çok uzak olamayan bir zamanda elini alıştırdığı dilini alıştırmaya çalıştığı tesbih(zikir) çekmekle meşgul oluyordu. Normalde halleşirdi sevgilin tanıdığı her şeyi ile… Çok severdi tanıştıkça hallenmeyi, halleşmeyi. Bekledi bu sefer mihmandarı. Çünkü Mihmandar'daki Sevgiliyi tanıyacaktı.
Mihmandar geldiğini haber vermişti. Kapıda bekliyordu. Dışarı çıktı. Yanına geldiğinde mihmandar, “içeri girelim mi?” diye sordu. Cevap olarak “bugün tüm kararlar size ait, sizdeki sevgiliyi tanıyacağız dedi” . İçeri girilmesine karar verdi Mihmandar. Önce huzurda Sevgilinin “En Sevgili” nin nazarının dediği yeri ile hasbihal ettiler. Sonra kendilerine bir yer bulup, günün anlamına binaen beraat nişanına göz dikmiş insanlar gibi “O” nun Sözleri’ nden okumaya karar verdi Mihmandar. İkisi de kendilerine bir yer bulup okumaya başladılar.
“O” nun sözlerinden bir parça okuduktan sonra eli telefonuna gitmişti. Mihmandar geldiğinde başka bir mesaj daha yazmış görmediği; “Huzura girersem çabuk çıkmam” demiş mihmandar. Tam bu mesajı okurken mihmandardan gelen başka bir mesajla arttık kalkmaları gerektiğini öğrenmiş oldu.
Ayağa kalktı, kapının önünde karşılaştılar. Sevgilinin En Sevgili’ nin nazarının değdiği yerine veda ederek Sevgiliyi tanıma yolculuklarının ilk basamağını bitirmiş oldular.'....
Bu cümlelerle yarım kalmıştı dostlukları, farklı bir halleşmeleri vardı, kimseyle paylaşamadıkları içlerindeki derviş ruhlarını açığa çıkarırlar, elest bezmine olan hasretlerinin hüznüne bulanıp, Allah'ı andıkça anarlar, O'nu andıkça mutmain olur,daha çok anarlar, Suriye'deki kardeşleri için dertlenip, seher vakitlerini birlikte dua ederek geçirirler, dualarında birbirlerini anmayı aksatmaksızın, okurken etkilendikleri satırları, dinlerken kendilerinden bir parça buldukları tınıları birbiriyle paylaştıkça aralarındaki bağı güçlendirirken, aslında bir o kadar da uzaktılar. Bu zahiri uzaklık gönüllerin yakınlaşmasına engel olamayacak kadar önemsiz bir uzaklıktı. Gündelik yaşamlarına dair pek bir şeylerini bilmedikleri halde, konuşmaya başlayınca sanki yıllardır yan yanaymış gibi derin bir sohbet başlardı.
Ve bir gün bu dostluk bitti. Bir Üsküdar vapurundan sonra her şey bir anda bitti...
Bu cümlelerle yarım kalmıştı dostlukları, farklı bir halleşmeleri vardı, kimseyle paylaşamadıkları içlerindeki derviş ruhlarını açığa çıkarırlar, elest bezmine olan hasretlerinin hüznüne bulanıp, Allah'ı andıkça anarlar, O'nu andıkça mutmain olur,daha çok anarlar, Suriye'deki kardeşleri için dertlenip, seher vakitlerini birlikte dua ederek geçirirler, dualarında birbirlerini anmayı aksatmaksızın, okurken etkilendikleri satırları, dinlerken kendilerinden bir parça buldukları tınıları birbiriyle paylaştıkça aralarındaki bağı güçlendirirken, aslında bir o kadar da uzaktılar. Bu zahiri uzaklık gönüllerin yakınlaşmasına engel olamayacak kadar önemsiz bir uzaklıktı. Gündelik yaşamlarına dair pek bir şeylerini bilmedikleri halde, konuşmaya başlayınca sanki yıllardır yan yanaymış gibi derin bir sohbet başlardı.
Ve bir gün bu dostluk bitti. Bir Üsküdar vapurundan sonra her şey bir anda bitti...
Etiketler:
mihmandar,
mor boya kalemi,
ülkü alko
ZM / "LA Anarşizm"
![]() |
| http://zekizabeth.deviantart.com/favourites/?offset=72#/d49vzjr |
bu zamanın beşerleri, ergenleri karşı çıkmayı seviyor. bazen sadece karşı çıkmayı seviyor. madem karşı çıkacağız, yolu, şekli doğru olsun.
"onlar, la ilahe illallah'ın ne anlama geldiğini çok iyi biliyorlardı. bunun manasının Allah'ın hukukunu gasp edenlere isyan etmek olduğunu, yeryüzü kaynaklı bütün beşeri sistemlere karşı çıkmak olduğunu çok iyi biliyorlardı. "
Seyyid Kutup / Tevhid Daveti
syf: 10
Etiketler:
anarşizm,
seyyid kutup,
tevhid daveti,
ZM.
20 Ağustos 2012 Pazartesi
Sessiz deyişler
bir çalgında almıştın onu benden
kimileriyle gülümsedin
kimileriyle ağladın
bir şairin diliyle bana sen dedin
çoğaldık sen bana sen dedikçe
çoğaldık sen bana sen dedikçe
fakat ben seni hep benden habersiz sandım
bir geceyi böyle manalı kılan da sendin
beni böyle manasız kılan da
olsun demiştim yine de ben
mana manayı aramakta
halbuki hiçbir anlam ifade etmiyordu seni
sözlüklerde adın bulunamıyordu
sen söylemeden bilemezdim
söylemedin ve ben bilmedim
yola revan olmak gerekiyordu gündüzleri
beni hınca hınç bir boğuntuya iten sendin
mavi bir kafes sarmalıyordu beni
bu savaşı haklı kılan da buydu
çünkü sen kılıç tutacak eller vermiştin bana
kaçılabilir yolların da vardı
yönümü ne tarafa çevirsem
oysa kaybolmuştum ben
fakat kaybolmak yetmiyordu bulunmaya
tarihi iyinin ve kötünün mucidi bildim
ders almaya çalıştıkça ondan çirkinleştim
hiç kurtuluşu yoktu bu çarpık gülümsemenin
devasını vermediğin bir dertle yosun tuttu içim
oysa dalınabilir derinlikte görüyordum hayatı
bu iç boğucu sıcakta biraz ıslanmanın zararı yoktu
bilemezdim bu rutubet kokan diyarın
beni kendi terimde boğacağını
şimdi uyandırsan beni artık asırlık uykumdan
bitse bu rüya içinde yaşadığım rüya
kimin suretine girdiysen sıyırıp atsan simalarını
bilmesem neresinden alçaldığını denizin
kayıp kıtamın nerede olduğunu bana buldursan
yahut bir salih göndersen tutsa elimden
iki ömerden hangisiysem
beni kendi elimle ona biçtirsen
17 Ağustos 2012 Cuma
güle gül'e
balığa...
ben gidemem yar olmadan yanımda, güle güle
bülbülü de yanımıza alıp öyle gidelim gül'e
göçüp gitsem bu alemden üç beş güne
isterim yarin yüzü ağlamaya, hep güle.
resim: "still life with plaster torso, a rose and two novels" -van gogh-
12 Ağustos 2012 Pazar
BİR'denBir'e
Dehr içinde mest-ü hayran gezerken, dedi sırrım bana aşıklara karış aşık ola gör. ne cevherler vardır kaynak içinde... Derde düştün, niçin derman ararsın? Aşıklar dert arar derman içinde.
Sonunda olanlar oldu BirdenBire oldu...
-Hayırdır nereye yolculuk?
-Aslımıza gidiyoruz.
Ben bu satırları okurken dışaırda okunmaya başlayan cenaze salası. Herkes bir şeyleri okur her gün, herkesin bir şeyleri elbet okunur bir gün. Bu yolculuğa talip olmak ölmeden önce ölmek gibi bir şey. İnna lillahi ve İnna ileyhi raciun. 'Muhakkak ki O'na döneceğiz.'
Bazı kitaplar vardır, tamamıyla seni anlatır ama anlık olan seni belki 1 ay önce okusan sana bir şey ifade etmeyecek olan kitap, öyle bir zamanda karşına çıkar ki kalbinin kalemiyle yazmışlar hissi oluşur. bitmesin istersin her satırında yoğunlaşmak uzun uzun düşünmek istersin.
Yokluk yolculuğuna çıkmış bir üniversite hocasının ilk adımlarını gençlik yıllarını içindeki yangına su ararken aslında yangını körükleyecek OD'unu bulma yolculuğunu anlatan bir yazar... Seyr-i süluka çıkmış bir kula verilebilecek en güzel satırlar... her seher vaktini O'nu aramaya adamış kullar ile artık minicik de olsak ortak bir paydada bulunmanın verdiği sevinç, belki de hüzün hakkını veremiyor olmanın...
İşte ağlıyor yine şehir ağlıyor benim sevgilim içimi serinletsin diye gözyaşları, herkesten daha çok derviş bu şehir,herkesten daha içli ve duygulu, o ıslatırken gönülleri bir damla da biz akıtsak hüznümüzle...Sebepsiz hüzünle daha çok yaklaşırken O'na, O'nsuzluğun da verdiği hüznü aynı anda yaşar insan...
İşte yazarın ve benim yana yana söylediğim o cümleler ;
'Allah'ım ben de onlar gibi olabilir miyim? Ben de Hallac gibi kanımla abdest alıp eşiğinde 2 rekat aşk namazını kılabilir miyim? Ben de Rabia gibi dünyadan ahiretten geçebilir miyim? Çoğu Bir'e indirebilir miyim?
Bir'i gönlüme sindirebilir miyim? Sadece seni sevdiğim için namaz kılabilir miyim? Ne cehennemin ateşinden ne cennetinin sevdasından değil sadece senin için... Allah'ım ben de Harakan'lı bilge gibi12 yıl geceleri uykusuz eşiğinde niyaz edebilir miyim? Göz yaşıyla seccadeleri ıslatabilir miyim? Ben de kırk yamalı hırka giyip Gazneli Mahmud'un önüme serdiği altınları elimin tersiyle itebilir miyim? Yunus gibi kırk sene dergaha düzgün odun taşıyabilir miyim? Mısri gibi geceleri sabaha dek aşkla inleyebilir miyim?'... diye devam eden aşkla yazılmış satırlar. Bize Bir'e doğru giden yolun üstünde neler varmış diye gösteren satırlar.
ikibinonikininhaziranayındayayımlanmışbirkitapdervişbirkalptençıkansatırlarSadıkAbiyesonsuzteşekkürler...
Sadık Yalsızuçanlar'ın Birdenbire romanın kesitleriyle oluşan bu yazıyı bir de http://www.youtube.com/watch?v=o-Ecp605xUc bu melodi eşliğinde okuyun...
Sonunda olanlar oldu BirdenBire oldu...
-Hayırdır nereye yolculuk?
-Aslımıza gidiyoruz.
Ben bu satırları okurken dışaırda okunmaya başlayan cenaze salası. Herkes bir şeyleri okur her gün, herkesin bir şeyleri elbet okunur bir gün. Bu yolculuğa talip olmak ölmeden önce ölmek gibi bir şey. İnna lillahi ve İnna ileyhi raciun. 'Muhakkak ki O'na döneceğiz.'
Bazı kitaplar vardır, tamamıyla seni anlatır ama anlık olan seni belki 1 ay önce okusan sana bir şey ifade etmeyecek olan kitap, öyle bir zamanda karşına çıkar ki kalbinin kalemiyle yazmışlar hissi oluşur. bitmesin istersin her satırında yoğunlaşmak uzun uzun düşünmek istersin.
Yokluk yolculuğuna çıkmış bir üniversite hocasının ilk adımlarını gençlik yıllarını içindeki yangına su ararken aslında yangını körükleyecek OD'unu bulma yolculuğunu anlatan bir yazar... Seyr-i süluka çıkmış bir kula verilebilecek en güzel satırlar... her seher vaktini O'nu aramaya adamış kullar ile artık minicik de olsak ortak bir paydada bulunmanın verdiği sevinç, belki de hüzün hakkını veremiyor olmanın...
İşte ağlıyor yine şehir ağlıyor benim sevgilim içimi serinletsin diye gözyaşları, herkesten daha çok derviş bu şehir,herkesten daha içli ve duygulu, o ıslatırken gönülleri bir damla da biz akıtsak hüznümüzle...Sebepsiz hüzünle daha çok yaklaşırken O'na, O'nsuzluğun da verdiği hüznü aynı anda yaşar insan...
İşte yazarın ve benim yana yana söylediğim o cümleler ;
'Allah'ım ben de onlar gibi olabilir miyim? Ben de Hallac gibi kanımla abdest alıp eşiğinde 2 rekat aşk namazını kılabilir miyim? Ben de Rabia gibi dünyadan ahiretten geçebilir miyim? Çoğu Bir'e indirebilir miyim?
Bir'i gönlüme sindirebilir miyim? Sadece seni sevdiğim için namaz kılabilir miyim? Ne cehennemin ateşinden ne cennetinin sevdasından değil sadece senin için... Allah'ım ben de Harakan'lı bilge gibi12 yıl geceleri uykusuz eşiğinde niyaz edebilir miyim? Göz yaşıyla seccadeleri ıslatabilir miyim? Ben de kırk yamalı hırka giyip Gazneli Mahmud'un önüme serdiği altınları elimin tersiyle itebilir miyim? Yunus gibi kırk sene dergaha düzgün odun taşıyabilir miyim? Mısri gibi geceleri sabaha dek aşkla inleyebilir miyim?'... diye devam eden aşkla yazılmış satırlar. Bize Bir'e doğru giden yolun üstünde neler varmış diye gösteren satırlar.
ikibinonikininhaziranayındayayımlanmışbirkitapdervişbirkalptençıkansatırlarSadıkAbiyesonsuzteşekkürler...
Sadık Yalsızuçanlar'ın Birdenbire romanın kesitleriyle oluşan bu yazıyı bir de http://www.youtube.com/watch?v=o-Ecp605xUc bu melodi eşliğinde okuyun...
Etiketler:
birdenbire,
mor boya kalemi,
ülkü alko
30 Temmuz 2012 Pazartesi
Ağlamak
ağlamak bir bebeğin ihtiyacını duyurma yöntemi
bebeklikten çocukluğa geçenin naz hâli ağlamak
bir bulut tutumu bazen
bir duygu yoğunlaşması gözyaşı
aklın, belki mantık demeli, işlemediği, hislerin esamesinin okunduğu bir kriz biçimi
kâh sinirden kâh neş'eden ağlamak
ağlamak Allah'ın kullarıyla ilgili ayetlerini duydukça ağlamak
ağlamak pişman oldukça, tövbe ettikçe
ya ümitlendikçe
ağlamak dertlenip hâlimize
ağlamak kırılan hayalimize
ağlamak ayrılıkça, ağlamak vuslatça
ve ağlamak kalp burkuldukça
29 Temmuz 2012 Pazar
Esirge Ve Bağışla
ESİRGE VE BAĞIŞLA
‘Biz her şeye, esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, Rabbin adıyla başlayan insanlarız’ ve O’nun adıyla başlamak boynumuzun borcu. Bizim O’nun adına, her isminin, her kelimesinin, her kıvrımına, muhtaçlığımızdan olsa da; bi türlü bu muhtaçlığı tam kabullenemeyiş bizimkisi. Koy verip gidememeler... Sadece dil ile tekrardan ibaret kalan kelimeler,La ilahe İlla’Allah’ lar, Hakkını veremeden söyleme cüretini göstersek de hep bir sığınış Rabb’e O’nun büyüklüğüne yüceliğine. Maksat niyetimizin halisane olduğunu belirtmek istercesine.İbrahim’i yakacak ateşi söndürmeye çalışan karınca misali, safımızı belli etmek için edilen kelamlar belki de, ACZ’imizin farkında olarak. Bu farkındalık içinde kalabilme sürerliliği umudumuz… hep bir umut…hep bir beklenti… Kundağındaki bebeğin mama beklemesi gibi bir ACZiyet, hasta yatağından kalkacak takati olmayan bir yaşlı teyzenin başkasına muhtaçlığından daha büyük bir ACZiyet daha büyük bir muhtaçlık. Öyle bir muhtaçlık ki; bunun için hasta ya da bebek olmaya gerek yok her anımızda O’nu hissetme varlığının yanımızda olduğunu hissetme ihtiyacı…
Tüm Kainat O’nu haykırırken yüzümüze bu duymazlık neyin nesi öyleyse?
Kimdir bizi O’na ulaşmaktan alıkoyan? En basitinden sabah namazımıza engel olan, sünneti seniyyeyi bir teferruat olarak görüp uygulamaktan aciz olan bizlerin kalbindeki bu rehavet nereden? kimden? Var mı içeride olanları göreniniz? İçerdekini görmüşlüğünüz?
Sadece içerdeki mi dışarıdakiler saymakla bitmezken; dışardakileri görmekten ve gözümüzü alamayışımızdan içimize dönemedik gitti.
Hani düsturumuzdu ‘bir lokma bir hırka’ hani ne zaman uyduk aklımızdaki ideal portreye. Ve daha hangi mazeretleri üreteceğiz kendimiz için ,daha ne kadar ertelemek planımızı? sanki biz erteleyince; ölüm saniyemiz, dakikamız, saatimiz, günümüz değişecekmiş gibi….
Dünyanın bütün sabahlarını alıp gitmeden buradan, karanlıklara gömülmeden;
'Seçkin bir kimse değilimİsmimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim
Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme
Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim
Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme
Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum...’ (‘Abdurrahman Cahit Zarifoğlu’)
Desek ve başlasak sıfırdan.Adeta bir Necip Fazıl dönüşümü yaşasak içimizde. Ve dışa yansıtsak bunu. İşte O zaman Bir Hira Dinginliği kaplar mı her yanı?
Etiketler:
a. cahit zarifoğlu,
mor boya kalemi,
ülkü alko
12 Temmuz 2012 Perşembe
Ramazandan Bayrama
"Medine bir numûnedir. Doruğa ulaşan toprağın bitekliği,
katılığından parça parça olmuş, bulutları fevç fevç eritmiş ve ebediyyet
çiçeğinin kıtalara açılımında yıldız suları olarak akıtmıştır onları. Savaşlar
anne şefkatini aşan bir inceliğin ölçüsündedir.
Mekke,
sabrın tahammülle örüldüğü bir keyfiyet armasıdır. En çetin sınavlarla aşılan
engeller ve olgunlaşılan bir ocaktır. Hicret, bir yığın serüveniyle kutsal
aşamanın ebedî örneğidir.
Mekke ve Medine mührünü
basmıştır kâinata. Şam, Bağdat, Kahire ve İstanbul bu mührün yankısını
yansıtmakla şeref kazanmışlardır, asırlar boyu.
Oruç ayı
Allah'ın aylarından bir ay olduğu halde kutsanır hepimizce. Yakup'un oniki
kardeş içerisinde Yusuf'a olan ilgisi gibi bir şey Mevlâ'nın Ramazan'a değer
verişi çünkü. Bir sebep, bir kolaylık, bir şans. Rahman'ın taşan rahmet
deryasından fışkırıp bütün âsileri kapsayacak kadar geniş olan mağfiretinin
sergilendiği mübarek bir aydır o. Ruhlarımızı hicretten miraca kadar koşturup
bin aydan daha hayırlı geceleri barındırır bir gecesinde. Ruhumuz onunla
birlikte yeni bir muhasebe zeminine kavuşur. İmanlar tazelenir. Cennet ve
Cehennem yaklaşırlar iyice. Kabirden yana ülfet fazlalaşır. Münker ve Nekir,
isimlerinin ifade ettiği müphemlikten biraz olsun arınırlar. Vahyi, Cebrail’in
yeni iletişi anındaki sıcaklığıyla algılarız o saffet halimizde. Mikâil ve
İsrafil'in yükümlülüklerini hatırlayarak yeniden haykırırız yürekten
tasdiklerimizi. Çünkü engeller büyük ölçüde etkilerini kaybetmişlerdir.
Azrail'e "hoş geldin" diyebilme hünerini gösteriş derecelerine
yükselme seyrimizin kutsallığıyla coşmaktadır artık ruhlarımız.
Ferdinand'ın orduları alçakça üzerimize çullandığı an kendimizi savunma
imkânımız yok değildir aslında. Ama ne var ki El-Hamra sarayının ziynetleriyle
büyülenen beyinlerimiz şeytanların en büyük desteğidir. Kurtuba'nın elden
çıkması için şer ittifakı kemal bulmuştur. Oruç bu büyünün panzehiridir. Bu
ittifakı dağıtacak ve zaferin sıcak zevkini iftar saatlerinde ve Cennet
bahçelerinde hissettirecek bir savaş muştusudur o.
Oruçla birlikte safiyetine kavuşan ruhlarımız bin bir parçaya bölünen kutsal
avizenin görkemli anlarını hatırlarlar. Buhara ve Semerkant'a ulaşan ışık
huzmelerinin Konya ve Bursa'ya yansıyışının anısını duyumsarlar iftar öncesinde
ve Ramazan seherlerinde. Bütün bunları hatırlarlar da Allah'ın(cc) asla tebdile
uğramayan sünnetini afakî ve enfüsî boyutlarıyla sezinlerler.
Toplumsal alanda gereği gibi temsil edilemeyen mukaddes inançların nefse
tatbiki anında içine düşülen çıkılmazlar ve çarpıklıklar görülüp de artık
rüyayı hayata tercih ederek bir Yahya Kemâl gibi hatırlara gömülmek. Ama
bununla bitmez. Teravih hareketin ifadesidir. Kulluk halinin tekmilini simgeler
o. Hülyalara yer olmadığını hatırlatır sürekli.
Kutsal avizenin bir parçaya bölünmüş kıvılcımları çevrelerini fersiz
bırakmamalı. Gerçek kimliğine kavuşup başkalarına alet olmamak için yeniden
yekvücut olmak gerekliliktir. Boşlukta erimeyi, yok olmayı engellemenin tek
çaresi. Varlığın hakiki gayesine ulaşmasının alternatifsiz biçimi.
Oruç
maddesiyle, mânâsıyla, ruhuyla bedeniyle aramızdadır. Kendisinden çıkan rahmet
pınarlarını adeta gözlemliyoruz. O halde pınarın kaynağına daha bir yakınlık
gerek. Bir daha uzaklaşmamacasına. Hoş, pınarın başında olmakla bitmiyor işimiz.
Her birimiz kaplarımızın alabildiği kadarla yetinmek durumunda kalıyoruz.
Bayramlar zafer
sonuçları ve sevinçleridirler bir anlamda. Evet, nefse karşı yoğun olarak
verilen son bir aylık mücadeleyi bayramla kutluyoruz.
Bir
gün bahçemizin gülleri açılıp, şehitlerimizin kanlarıyla sulanan ağaçlarımız
yemişlerini verdikleri an verilen gerçek mücadelenin, orucun nefis çapında
temsil ettiği hakiki savaşın zafer çığlıklarının kulaklarımızda çınladığını
hissederiz.
Bir
gün yüreğimizin ta derinliklerinden "bugün bayram" diyebilmenin
hasretiyle kavrulan çilekeş müslümanların bayramları tebrike değerdir. Mübârek
olsun."
80'li yıllardaki bir Zaman Gazetesi'nden köşe yazısı.
8 Temmuz 2012 Pazar
zühdü seçemeyen zamanelerdik, biz.
![]() |
| http://zekizabeth.deviantart.com/favourites/#/d524wp5 |
hiçbir şey istememeyi iste'meli'yiz diyoruz
da;
hiçbir şey istememeyi, gerçekten istediğimizden emin olamıyoruz.
26 Haziran 2012 Salı
Keşfsever'in şefkatin büyüklüğünü fark edişi
![]() |
| Bouguereau / Young Mother Gazing At Her Child (1871) |
bu yüzden şefkat aşktan ve sevgiden daha kapsayıcı ve daha üstün bir duygudur.
24 Haziran 2012 Pazar
Sordum 3
Etiketler:
efdal,
efdal mevta,
sarı çiçek,
sordum
ZM / Sayısı Yaratılmışlar Adedince Olan Yollardan Biri Üzerine
Allah’a ulaşmak için yaratılmışlar adedince yollar vardır*
Bab-ı Aziz
Volume I
Biz tekçiyiz. Hakikatçiyiz. Doğrulardan bir doğru demiyoruz, en doğrusu, en kemali diyoruz seçtiğimiz’e. biz kendimizce bir cevap vermiyoruz hayatın belirsizliği sorusunun cevabına. Biz bir iddia sahibiyiz. Biz bir cümle sahibiyiz.
*
Biz rengârenk bir dünyada, herkesin kendince bir rengi seçip, o seçtiği renge en güzel dediği dünyada, bizim rengimiz beyaz diyenlerdeniz.
Biz seçtiğimizde, dinimizde, tüm renklerin ve tüm ben’celerin bulunduğu beyaz’ı seçenlerdeniz. Biz beyazı seçtiğimiz için değil, beyazda tüm renklerin olduğunu bildiğimiz için, beyazı yüceltenlerdeniz. Biz beyazın hakikat olduğunu belleyenlerdeniz.
Biz şüpheciyiz. Seçtiğimizin en olduğu inancı olsa da içimizde, diğer renklerin en’liğini bir düşünenlerdeniz. Şüphenin imanla bir gittiğini, şüphenin vesvese’ye dönüşmediği müddetçe güzel bir şey olduğunu öğrenenlerdeniz.
***
İtminan olmamış, sükûn bulmamış kimi huzursuz ruhların şüphelerinin –vesveseye dönüşmediği müddetçe- çok da zararlı olmadığı düşüncesinde olan bir beşerin yazdıklarıydı.
Başladığımız yere dönelim;
Allah’a ulaşmak için yaratılmışlar adedince yollar vardır.
Etiketler:
Allah'a ulaşmak için yollar,
hakikatçi,
şüpheci,
tek'çi,
ZM.
19 Haziran 2012 Salı
Krikotrajik
sessizlik; sözsüzlük ve demsizlik demek
çokluğunu azaltmıyor hiç susuşlar
filistin’e daha çok hanzalalar gerek
masum sarsılıyor halen geçerken tanklar
senle dalgın geçen her dakika bir çağrı
sürülür, inletir kader; nizam-ı alem
el aksa’dan akdeniz’e doğru
tedavin grosbe, kötü ibranicem.
bkz: krikolojik
18 Haziran 2012 Pazartesi
Krikolojik
sensizlik sonsuzluk ve densizlik demek
yokluğunu aratmıyor hiç kuluçlar
üsküdara daha çok altyapı hizmeti gerek
masam sarsılıyor halen geçerken araçlar
senle kırgın geçen her dakika bir ağrı
süzülür inletir keder, gam, elem
spatulamdan diz kapaklarıma doğru
tedavim ölümdür, malum neticem
Etiketler:
hacı,
hoca,
krikolojik,
tencere
10 Haziran 2012 Pazar
Her an
musa olabilirim her an
git birkaç yahudi bul bana
tutkallı sehpalar gezinsin ipek halılarımda
musa olabilirim her an
gel kızıldeniz ol bana
seni biçmemin bir anlamı olsun
baldırı çıplak dervişler dalaşıyor
beynimin aileye mahsus kısmında
musa olabilirim her an
bir tokatlık müritler bul gel bana
dişlerimde bir koloni besliyorum
gel ömer'in kapısını dik ağzıma
akrebin peşindeyim
her an düşebilirim
ya israfili bul gel bana
ya da üfle benim suruma
6 Haziran 2012 Çarşamba
Safari
kuşlara şarkı söylüyor bahçede kedi
aslanlarda ağlamadığım bir antilop sevgisi
balıkların üzerinden insin artık her gemi
sende bırak kovalamayı tom, haklı jerry
âşık oldum, vacip olsun diye gönlümün katli
biraz daha görmezsem ayılırım belki, gözlerini
istanbul'u bir şair fethetti mahlası; avni
yâr odur, gözleri gibi büyük olmalı kalbi
unutmaya çalışmak sanki unutmaktan daha iyi
biraz daha düşünürsem yitirebilirim dengemi -akli-
gönle kulaktan şifa olmaz der shakespeare'i
her şey olacağına varsın mutlu olsunlar
hayat fani
aklımdan çıkıp gönlüme giriyor yârin hayali
saçları bakır, belki bir nehir deme, olsun boyu selvi
kürk mantolu bir madonna sevmiş raif efendi
uykum bile benden kaçarken sana kızamam ki
"üstat" kelimesine inanmam öğrenileceklerin sonsuz olduğu dünyada"
der, bruce lee
nefesini tut, kapındaki düşman vasili!
kalbi kadar yumruğu da büyük bir şampiyon muhammed ali
kılıcı zalimden, kalemi kılıçtan keskin şah hazret-i ali
2 Haziran 2012 Cumartesi
Gel bi'şeyler yap
belki ölemem zamanında
sen gel bi'şeyler yap
bi oyun kur
mesela
uçurumdan at
zayıflık değil bu sıkılmak
bir sahilde durup beklerken
köpeklerin toplanması gibi yaşamak
inançsız bir file dönüyorum yavaş yavaş
yönümü bulmama yardım et
hiç olmadı
gel bi'şeyler yap
"içim iyi değil sana"
gel bi'şeyler yap
bi' kafatası çıkar topraktan
gel kafama tak
bu ölmüş kafa da kiminse
git sahibine bırak
25 Mayıs 2012 Cuma
Müslüman
Penceremden hayatı gözlüyorum
Elimde ucu dişlenmiş kuru kayısı zaman
Gün batımını çiğner gibiyim
Buruşmuş dudaklarım arasından
..
..
Saçlarım yüzüme dokunuyor
Perdeler akıyor omuzlarımdan
Akşam vakti huzur esiyor sokaklarda
Ölüm lambanın hep yeşil yandığı yer!
..
..
Mutlu sona yaklaşıyorum domur domur
Güller açıyor nevresimde, yorganımda
Bedenim kendini tazeliyemeyegörsün /ne çıkar
Ruhum ihya oluyor, kalbim müslüman.
24 Mayıs 2012 Perşembe
Katilim Caiz
içimde istasyonlar işletiyorum
gemiler ve trenler kaçırıp kalp ve damar yollarına
seferler düzenliyorum çok uygun fiyatlara
-istersen bir ara uğra-
adımı bir katliama karıştırıp geliyorum
katledilmezsem, seviyorum
içinden geçenleri içimdekilerle birleştirerek
seyrediyorum dünyayı
ölmek kolay sanıyorlar
seni her gördüğümde ben tekrar ölemiyorum
kitaplar arasında gül besliyorum
bütün dertleri bir bir geçip, sende(n) kalıyorum
her gün erkenden uyanıp seni göremezsem
ve geçerken yanımdan ayakkabıların
kalbime bir ayakkabı topuğu saplıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











